19 Şubat 2011 Cumartesi

Liyakatin Sadakatla Ölçüldüğü Asri Zamanlar ve 7-8 Hasan Paşa Örneği

Ergenekon tutuklamaları nedeniyle ordudaki muvazzaf generallerin diken üzerinde olduğu şu günlerde II. Abdülhamit döneminde yaşanan sıradışı bir sadakat- liyakat hikayesini hatırlayalım.


Osmanlı tarihinin belki de en karanlık olaylarından biri Abdülaziz'in tahttan indirilip yerine önce V. Murat'ın sonra da II. Abdülhamit'in tahta çıkarılma olayıdır. Abdülaziz'in tahttan indirilme nedeni basittir. Osmanlı iflas eder ve memorandum'a gider. Borçlarını tahsil edemeyeceğini anlayan Galata bankerleri ve onların patronu durumundaki yabancı bankalar bir saray darbesiyle önce Abdülaziz'i tahttan indirirler ve yerine yarı deli V. Murat'ı çıkarırlar. V. Murat paranoyak davranışlar gösteren bir meczuptur. O kadar ki biat töreninde huzura çıkan yabancı elçileri görünce tahtın arkasına kaçıp "bunlar beni infaz etmeye gelmiş" diye ağladığı söylenir. Bu şekilde işlerin yürümeyeceği anlaşılınca geçmişten beri Galata Bankerleriyle arası daima iyi olan Abdülhamit Midhat Paşa'nın da desteğiyle tahta çıkar. Midhat Paşa'nın Abdülhamit'ten talebi ise Kanun-i Esasinin ve meşrutiyetin ilan edilmesidir. Midhat paşanın desteği ile tahta çıkan Abdülhamit 5 yıl sonra onu Taif'e sürdürecek ve orada bir suikastın hedefi haline getirecektir. 


Bu sırada Sultan Abdülaziz'in de sarayda hapsedildiği odada bir makasla her iki bileğini birden (!) keserek intihar ettiği ilan edilir. Osmanlı da hal edilmiş (iktidardan zorla indirilmiş) sultanlar için ayrıca türbe yapılmaz. Abdülhamit'in hal ettiği Abdülaziz ile İttihatçıların hal ettiği Abdülhamit şimdi büyük dedeleri II. Mahmut'un yanında yatıyorlar. 


Bu sırada patlak veren 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşını  (93 Harbi) bahane eden Abdülhamit hem meclisi hem de Anayasayı askıya alarak İstibdat rejiminin fitilini ateşledi. İlk yaptığı tüm meşrutiyetçileri sürgüne ya da yurt dışı görevlere yollamak oldu. Çengelköy'deki güzelim Sadullah Paşa yalısının sahibi olan Berlin elçisi Sadullah Paşa'nın trajedisini meraklılarına bırakıyorum. O dönemi anlamak için güzel bir insan hikayesidir. 


Bu sırada İstanbul'da bulunan gazeteci Ali Suavi önderliğindeki bir gurup Arnavut muhacir (bunlar Balkanları silip süpürerek Yeşilköy'e dek inen Rus ordularının önünden kaçan ve İstanbul nüfusunu ikiye katlayan balkan muhacirleridir) bir gece Çırağan sarayına sandallarla yanaşarak baskın verirler. Amaçları Abdülhamit'i tahttan indirip yerine yeniden V. Murat'ı geçirmektir.


Bu sırada Beşiktaş karakol komutanı olan Hasan Ağa gürültüler üzerine koşarak saraya girmiş eline geçirdiği bir odun ile baskıncıların elebaşı Ali Suavi'nin başını ezerek öldürmüştür. Arkadan gelen muhafızları da cesaretlendirerek baskıncılar oracıkta katledilmiş ve yarı deli V. Murat bu katliamdan sonra bir daha hiç düzelememiştir.


                                (Çırağan Baskınının Avrupa basınında yayınlanmış bir İllüstrasyonu) 


Hasan Ağa'nın maceracı kişiliği, sadakati ve gözü pekliğinden etkilenen II. Abdülhamit ona Paşa'lık (General) rütbesi verir ve muhafız alayının başına geçirir. Hasan Ağa paşa olmuştur olmasına ama önemli bir problem vardır. Kendisi okuma yazma bilmez ! Ancak devlet işlerinin yürümesi için imza atması gerekmektedir ve  imzasını  Arapça yedi (٧) ve sekiz (٨) rakamlarını yan yana getirerek atar. Yedi ve Sekiz okunuşta Han ve Nun şeklinde okunur. Böylece Hasan çıkar ortaya. 

Abdülhamit'in istibdat yıllarında önüne gelen her jurnali değerlendirmiş, Beşiktaş karakolunu sorgu merkezine çevirmiş, adı oduncu paşa'ya çıkmıştır. Özellikle Ramazan ayında yemek yiyip içki içenleri bayıltıncaya kadar dövdüğü rivayet olunur. Hatta Beşiktaş Jimlastik Klübü'nün ilk kurucuları da onun rahle-i tedrisatından geçerler ve idmanlarına bir süre ara vermek zorunda kalırlar (Falaka sonrası nekahat). 


                                                                         (7-8 Hasan Paşa)


Kendisinin Beşiktaş Abbas Ağa parkında bir köşkü ve Çarşı içinde de 7-8 Hasan Paşa fırını vardır. İstanbul'un en eski ve en otantik fırınlarından birisidir. Fırını şu an Ahmet Çakar'ın amcasının işlettiği rivayet olunur. Fırından girdiğinizde tam karşınıza çıkan sert bakışlı fotoğraf Hasan Paşa'ya aittir. Ayrıca Kanlıca'da Paşa olduktan sonra kendine bir de yalı yaptırmıştır. Kendisi 1905 de öldükten sonra karısı tarafından bir bakkala satıldı. Bir kaç kez al değiştirdikten sonra en son Abdi İbrahim İlaç Fabrikalarının sahibi Nezih Barut tarafından 20 Milyon liraya 2009 da satın alındı.


                                                (Kanlıca 7-8 Hasan Paşa Yalısı)



10 Şubat 2011 Perşembe

Hatice Sultan ile Ressam Melling'in Sıradışı İlişkisi

Antione İgnacio Melling 1784 yılında İstanbul'a ayak bastığında, 18 yıl boyunca kalacağı bu şehirde Sultan III. Selim'in başmimarı olacağını ve onun kız kardeşi Hatice Sultan ile fırtınalı bir aşk yaşayacağını kestirebiliyor muydu?

Mimar, Peyzaj Mimarı, ve ressam olan Antione İgnacio Melling tüm bu yeteneklerini,  kuşkusuz kendisi gibi sanatçı olan babası ve amcasından almıştır. 1763 doğumlu Melling henüz 21 yaşındayken Rus Büyükelçisi Bulgakov'un himayesinde İstanbul'a gelir. İstanbul'da Pera bölgesindeki Rus elçiliği kışlık sarayı ve Büyükdere'deki  yazlık sarayının bahçe ve iç dekorasyonlarını gerçekleştirdi. Çok kısa sürede Fransız ve İsveç delegasyonuyla da tanışarak Pera bölgesinin popüler simalarından biri haline geldi. Elçilerin çocuklarına ve yakınlarına resim dersleri verdi.

(Voyage Pittoresque de Constantinople et de Rives du Bosphore: Hatice Sultan Sahilsarayı- Kuruçeşme- Bebek arasındaki devasa yalı bugün yok olmuştur.)

Melling'in hayatının dönüm noktası kuşkusuz Sultan III. Selim'in kız kardeşi Hatice Sultan'la tanışmasıdır. Hatice Sultan Osmanlı geleneklerine uygun olarak genç yaşta Hotin muhafızı (komutanı) Nakıbzade Seyid Ahmet Paşa ile evlendirilir. Ancak geçmişteki pekçok örnekte olduğu gibi bu evlilik bir politik- formalite evliliğidir. Hatice Sultan kocasını çok az görmüştür. Çünkü kocası Hotin'den İstanbul'a geldiği çok kısa zaman dilimlerinde eşini görebiliyordu. Bu durum dönemin meşhur kadın seyyahlarından Julia Pardoe'nin de dikkatinden kaçmamış, yayınlanan mektuplarında hayretini gizlememiştir.

(Hatice Sultan Sarayının canlandırması)


Melling 1804 yılında Hatice Sultan'a ait Ortaköy-Kuruçeşme arasındaki Neşetâbâd Sarayı’nın kısmi onarım ve iç dekorasyonunu yaptı. Ayrıca Hatice Sultan için kostümler, şallar ve kemerler de tasarladı. Bu sarayın inşaatı sırasında Melling ile Hatice Sultan arasındaki ilişki o kadar yoğunlaştı ki Neşetabad Sarayı içinde Melling kalfa için bir daire yaptırılır ve Melling saraya yerleşir. Bu arada nikahlı kocasının son derece basit ve gösterişsiz dairesinin sarayın iç kısımlarında gözlerden ırak bir yerde olduğunu Julia Pardoe'nin mektuplarından öğreniyoruz. Melling'in dairesi daha göz kamaştırıcı imiş.


                               (Sultan III. Selim'in Portresi: Eser Konstantin Kapıdağlı)


Melling ile Hatice Sultan sık sık mektuplaşıyorlardı. Melling Türkçe öğrenmişti ama Osmanlıca alfabesinde zorluk çekiyordu. Hatice Sultan ise Latin alfabesini öğrenerek mektuplaşmayı kolaylaştırdı. Bu mektuplar Fransa'da özel bir koleksiyonda korunmaktadır, Jacques Perot ve Frédéric Hitzel tarafından toparlanarak yayınlanmışlardır. Türkiye'de ise Tarih Vakfı tarafından çevrildi ve yayınlandı. 


Hatice Sultan 1809 yılında Arnavutköy’de bir arazi satın alarak kızkardeşi Beyhan Sultan (1765-1824) ve amcasının kızı Esma Sultan (1778-1848) adını taşıyan sahil saraylarını Melling'e inşa ettirdi. Bu saray İstanbul halkı ve Avrupalılar arasında çok ün kazandı. Bir yandan da eleştirilere neden oldu. III. Selim sık sık kızkardeşinin sarayına uğramaktan büyük zevk alırdı. Hatice Sultan ev sahibesi olarak ağabeyini eğlendirmeyi çok önemsiyordu. Hatta bu nedenle Melling'e yalının bahçesine bir labirent parkı yaptırmıştır.


    (Beşiktaş Sahilsarayı. 3. Selim'in yazlık sarayı. Şu an yerinde Dolmabahçe Sarayı yer alıyor. Gravür: Melling)  


Melling'in çalışmalarından çok etkilenen Sultan III.Selim Melling'i saray mimarı yaparak Beşiktaş Sahilsarayının genişletilmesi ve yeniden düzenlenmesi işiyle görevlendirildi. Melling'in yaptığı bu sahilsarayları İstanbul'daki ilk neo-klasik üslupta yapılar olduğu tahmin ediliyor. 


Melling İstanbul'da bulunduğu süre içinde kentin yüzlerce suluboya ve guvaş resmini yapmıştır. Sağlam bir gözlemci olan Melling'in ayrıntıcı üslubu resimlerinin belgesel yönünü güçlendirmiştir. Kullandığı doğal renkler, yumuşak ışık içinde eriyen çevre çizgileri, kendisinin usta bir manzara ressamı olduğunu gösterir. Çizimlerinin  bir kısmı 1819'da Paris'te gravür olarak "Voyage Pittoresque de Constantinople et des Rives du Bosphore" adlı kitapta topladı. Bu kitap nadir kitap piyasasında bir efsanedir. 


Melling 1831 yılında Paris'te öldü. 


(Voyage Pittoresque de Constantinople et de Rives du Bosphore. Tarabya İpsilanti Yalısı Civarı. Gravür: Melling)


Konu ile ilgili okunabilecek kaynaklar: 
Hatice Sultan ve Ressam Melling - Reşat Ekrem Koçu- Doğan Yayınları
Hatice Sultan- Hıfzı Topuz- Remzi Yayınları
Voyage Pittoresque de Constantinople et de Rives du Bosphore- Yapı Kredi Yayınları 1969 
125 Yıl Önce İstanbul- Miss Julia Pardoe- İnkılap Aka Yayınevi- 1967