17 Nisan 2013 Çarşamba

Dönüp Dolaşıp Şehrine Dönen Şair: Konstantinos Kavafis

Konstantinos Kavafis adını Konstantiniyye'den almış, İskenderiye'de yaşamış büyük bir Helen şairi olarak doğumunun 150. yılında, ismini aldığı şehirde, İstanbul'da yeniden hatırlandı ve onurlandı. Geçtiğimiz günlerde, bu büyük şairin 3 yılını geçirdiği Yeniköy'de, Panayia Rum Ortodoks kilisesinin bahçesine dikilen büstü açıldı. Büstün yapımına destek veren Sarıyer Belediyesini kutluyorum. Şehir adlı şiirinde "yeni bir ülke bulamazsın/ bu şehir arkandan gelecektir/ sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın/ aynı mahallede kocayacaksın" diye yazan Kavafis, 1863 yılında İskenderiye'de dünyaya geldi. Annesi Fener, babası ise Yeniköy Rumlarındandı. Babası 1850 yılında göç ettiği İskenderiye'de, Nil nehri kıyılarındaki mümbit pamuk tarlalarından elde edilen pamuğun ticaretiyle epeyce zenginleşmişti. 9 kardeştiler ve Konstantinos en küçükleriydi. Babası o denli zenginleşmişti ki Hidiv İsmail Paşa'nın mali danışmanlarından biri haline geldi. Ancak bu saadet devri uzun sürmedi ve İngiliz emperyalizmi Mısır'da doğan otorite boşluğundan faydalanarak Mısır'da o devrin devasa projelerinden biri olan Süveyş kanalı projesini, Osmanlı'yı by-pass ederek Hidiv İsmail'le anlaşıp hayata geçirdi. Tabii Hidiv'in ne kadar rüşvet aldığı halen muammadır. Ancak İngilizler bununla yetinmedi. Mısır'da üretilen pamuğa yüksek vergiler konulmasını ve kendi mallarının Mısır'da serbestçe satılmasını sağlayacak kanunlar çıkattırdı. Bu Kavafis ailesinin sonu demekti. Aile bir anda iflas etti. Bundan sonrası Çehov'un hikayelerini aratmayacak bir çöküş süreci oldu. Kanalın açılmasından bir yıl sonra Constantin, babasını da kaybedince annesi elde kalan az miktarda parayla İngiltere'ye göç etti. Burada 8 yıl kalan Kavafis ailesi çocukları eğitimlerini tamamladılar. Ancak 1876 dünya ekonomik krizi ile aile bir kez daha sarsıldı ve tekrar İskenderiye'ye döndüler. 1882 yılına gelindiğinde yaşanan ekonomik zorluklar ve İngilizlerin acımasız ekonomi- politikaları nedeniyle yerli halk isyan etti ve Müslüman olmayanlara yönelik katliama başladı. Chariclea Kavafis çocuklarını da alarak günümüzde Cecil Otel olarak kullanılan İngiliz karargahına sığınarak canını zor kurtardı. İngiliz donanması ise bu olayı bahane ederek tüm şehri topa tuttu, her yeri yakıp yıktı ve "düzeni" sağladı. Ancak Kavafis Ailesi bu olaydan sonra kentten ayrılarak İstanbul'a geldi. Kavafis'in hayatı boyunca İngilizler'den nefret etmesinin sebebi tüm bu yaşanan trajediler oldu. 
Konstantin Kavafis İstanbul'da babasının doğup büyüdüğü mahallede 3 yıl yaşadı. Burada Yunan Klasikleri ve Bizans tarihi ile tanışır ve şiirinin şekillenmesinde bu süreç çok etkin olmuştur. O kadar ki, şiirlerini hiçbir zaman Arap ya da Latin alfabesiyle yazmaz, hep Grek alfabesini kullanır. Henüz 19 yaşındadır. 
İstanbul'da geçirdiği 3 yılın ardından yeniden İskenderiye'ye döner ve hayatının sonuna kadar Bayındırlık Bakanlığında memur olarak çalışmak zorunda kalır. 32 yıl süren bu dönemde, işi, İskenderiye'deki evinin hemen yanı başında yer alan kilise, alt katında yer alan batakhane ve karşı sokakta son nefesini verdiği hastane arasında küçük bir mikro kozmoz kurar kendine. 
Hayatı boyunca yüzlerce şiir yazan bu büyük şairin hayattayken yayınlanmış tek bir şiir kitabı bile yoktur. Yaşadığı kent(ler)e olan bağlılığı onun bütün şiirlerinde görmek mümkündür. O içinde yurdunu gezdiren şairlerdendir. Yeniköy için de şu dizeleri yazar: "doğanın hep gülümsediği/bir köy görürsen/ yabancı/ dur orada/ artık Yeniköy'desin" Şehir şiirinin bir yerinde de şöyle yazar usta şair: "dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda/ yanılma sakın, bir başka şey umma"
Doğumunun 150 yılında dönüp dolaşıp yine baba ocağına dönen Konstantin Kavafis'e selam olsun, onun büstünü akıl edip mahallesine dikenlere de... 
Belki son bir görev Yeniköy'de bir sokağa adının verilmesi olacaktır. 

Son olarak Kavafis ile ilgili bir belgeseli sizinle paylaşmak isterim. Belgeseli özel kılan Meral Okay tarafından İskenderiye'de çekilmiş olması. Meral Okay'ın eşsiz rehberliğinde Kavafis ve İskenderiye'yi keşfetmek ya da yurdunu yüreğinde taşıyan tüm şairleri hatırlamak için bu belgeseli izleyin derim...

http://www.youtube.com/watch?v=eeuKk9qlmbs

13 Nisan 2013 Cumartesi

Leon Troçki'nin Büyükada Yaşadığı Köşk Müze Olmalıdır

Geçtiğimiz yıllarda İz TV de yayınlanan bir belgeselde, anlı şanlı sosyalist bir şair, 25 yıldır yaşadığı Büyükada'da, Troçki'nin köşkünü hiç görmediğini itiraf etti. Türk aydınının bu meraksızlığı yüzünden Troçki'nin 4 yıl yaşadığı köşk, maalesef bakımsızlıktan viran olmuştu. Bu meraksızlıkla, viran olan bu mekana bırakın sahip çıkmayı, belglemek için bile en ufak bir girişimde bulunulmadı. Ta ki 2010 yılında açılan bir fotoğraf sergisine kadar. İrlanda'dan kalkıp gelen fotoğraf sanatçısı James Hughes, merak edip köşke girmiş ve köşkün içini fotoğraflayarak belgelemişti. Bu fotoğraflardan oluşan sergi "Troçki'nin Hayaletleri" başlığıyla Moda'da küçük bir galeride sergilendi fakat çok da fazla ses getirmedi. Ancak fotoğraflarda büyük olasılıkla Troçkiye ait kütüphane ve kitapların varlığı seçilebiliyordu. Serginin açıldığı günlerde 4. Enternasyonalin memleketimizdeki temsilcileri referandumda "Yetmez Ama Evet" kampanyasına kendilerini canı gönülden kaptırdıkları için bu konu unutuldu gitti.

Peki koskoca Ekim Devrimini yöneten 3 kişiden biri olan Lev Davidoviç Troçki'nin Büyükada'da ne işi var dı? Hikaye aslında tüm devrimlerin bir özeti gibi. 1917-1924 arası Kzılordu komutanlığı yapan ve Beyaz Ruslara karşı acımasızlığı ile bilinen Troçki, Lenin'in ölümünden sonra Stalin'le girdiği iktidar mücadelesini kaybeder ve ilk olarak 1929 da İstanbul'a sürgüne yollanır. Ancak iç savaş yıllarında önüne sürüp Rusya'dan kovduğu Beyaz Rusların da önemli bir kısmı da İstanbul'dadır. Talat Paşa gibi bir suikaste kurban gitmekten korkan Troçki en güvenilir yer olarak gözlerden ırak Prinkipo'yu (Büyükada) mesken tutar ve fasılalarla tam 4,5 yıl Büyükada'da kalır. Büyükada'da kiraladığı Arap İzzet Paşa köşkü hem karadan hem denizden korunaklı bir yerdedir ve Türk hükümeti de bu davetsiz misafirin başına birşey gelmemesi için azami dikkat gösterir. Troçki teorik olarak hayatının en verimli yıllarını İstanbul'da geçirir. İhanete Uğrayan Devrim, Sürekli Devrim, Sanat ve Edebiyat gibi başyapıtlarını İstanbul'da yazdı. Ayrıca Rusyadaki taraftarlarıyla bağlantısını asla koparmadı. Stalin'in ajanlarına rağmen pes etmedi ve mücadelesini sürdürdü. Bu faaliyetlerinden rahatsız olan Sovyet ve Türk hükümetleri onu yeniden sürgüne zorladılar. 1933 yılında ayrıldığı Büyükada'dan sonra kısa sürelerle İsveç ve Fransa'da ikamet etti. Ancak Stalin peşindeydi ve nihayet Meksika'ya hicret etmek zorunda kaldı. Bu yılmak bilmez mücadele adamı orada da boş durmadı ve küresel bazda örgütlenme çalışmalarını sürdürdü. Ta ki 1940 yılında bir ajan tarafından buz baltasıyla katledilinceye kadar. Bugün Meksika'daki evi dünyanın dört bir yanından ziyaretçi akınına uğrayan bir müzeye dönüşmüştür.

Büyükada'daki Arap İzzet Paşa Köşkü ise halen özel mülkiyettir ve 2011 yılında kabul edilen Adalar nazım imar planında burası "kültürel tesis alanı" olarak tescil edildi. Ancak gazetelerden öğrendik ki mülk sahibi bu karara itiraz etti ve İBB İmar ve Bayındırlık komisyonunca burasının yeniden konut olarak değerlendirilmesi kabul edildi. Bu karar İBB meclisi tarafından da onaylandı. Ancak köşkün SİT alanında yer alması nedeniyle nihai kararı verecek olan 5 Nolu Koruma Kurulu 2013 yılında burasının kamulaştırma programına alındığı belirtilerek, kararı bozdu ve müze yapılmasının önündeki engeller kalktı. Koruma kurulu kararından sonra Meclis'te konut olması yönündeki kararını geri çekti.

Görünen o ki bu konu daha çok tartışılacak. Ancak bu tarihsel şahsiyete ev sahipliği yapan bu mekanın müze olması en doğru karar olacaktır. Adalara otoyol açmayı düşünen yöneticilerin yerini, adalara daha çok müze kazandırmayı düşünen yöneticiler aldıkça gerçek bir kültür başkenti olma hedefini gerçekleştirebiliriz.

Son not: Meraklısı için Troçki'nin İstanbul günlerini anlatan tek kaynak Ömer Sami Coşar tarafından "Troçki İstanbul'da" başlığıyla yazıldı ve İş Bankası yayınlarından çıktı.
(İstanbul'a ilk geldiği sıralarda Tokatlıyan Otelini kullanan Troçki otelin önünde bir aracın içinde-1929)
 (Troçki Büyükada'da)
 (Arap İzzet Paşa Köşkü)
 (Sık sık balık avına çıkan Troçki bir av dönüşünde)


(İrlandalı fotoğraf sanatçısı James Hughes tarafından çekilen iç mekan fotoğrafı)
 Meksika'da bulunan Troçki Müzesi
(Meksika'daki Müzenin içi)