25 Aralık 2014 Perşembe

Hayırsız Bir Koca'nın Adıyla Anılan Semt: Pangaltı

19. yy'da Cadde-i Kebir adıyla anılan İstiklal Caddesi, Taksim su makseminin hemen önünde yer alan Fransız Hastanesinde (bugünkü Farnsız Kültür Merkezi ve Konsolosluk idari binası) biter, ondan sonra mezarlıklar ve dar bir patika (bugünkü büyükdere- halaskargazi caddesi) ile maruf sonsuz bir ormanlık alan başlardı. Topçu kışlasının hemen bitiminde Elmadağında yer alan Ermeni Surp Agop mezarlığının yerinde bugün yeller eser. Burayı biraz geçince ulaşılan Pangaltı semti adını hayırsız bir kocadan almıştır. 

V. Del Giorno adlı bir kronikçiden öğrendiğimize göre Jean Baptiste Pancaldi adlı bir levanten "Taksim'in ilerisindeki bölgede semt sakinlerinin, avcıların ya da kıra gelenleri mola verdiği bir han, bir birahane ya da buluşma yeri işletiyordu: insanlar Pancaldi'nin yerine gidiyorlardı. Kısa zaman sonra Pancaldi'ye gidiyoruz demeye başladılar. Türk diline uydurulan yazımı, semtin şimdiki adı olan Pangaltı'yı verecekti" (V. Del Giorno. Chroniques de la Basilique Cathedrale de St. Esprit, Cilt 1 S.95)
1840'lı yıllarda yaşadığını bildiğimiz Sinyor Pancaldi aslen Bolonyalı bir katoliktir. Bolonya bölgesinde çok yaygın olarak kullanılan Pancaldi soyadını taşır. Pancaldi 1840'ların başında karısı Rosa Zaghi'yi Roma'da bırakıp İstanbul'a yerleşir ve yukarıda bahşettiğimiz, otel birahane karışımı yerleri işletmeye açar. Hali vakti yerindedir. Ancak karısı peşini bırakmaz ve ilgisiz kocasını kiliseye şikayet eder. Rinaldo Marmara'nın aktardığına göre Roma'da bulunan Propaganda Fide Tarihsel Arşivlerinde bulunan bir mektuptan öğreniyoruz ki,  bu hayırsız koca için Kardinal Lambruschini devreye girer. 30 Eylül 1841 tarihinde bir mektup yazarak İstanbul'da bulunan Papalık temsilcisinin devreye girmesini ve Pancaldi'nin zavallı karısına sahip çıkmaya zorlanmasını talep eder. (kaynak: İstanbul Dergisi Sayı.34 s.57)
Hayırsız koca Pancaldi karısına sahip çıktı mı bilemiyoruz. Ancak bölgenin bölgenin nüfusu hızla artınca, bugünkü Türk Telekom binasının hemen karşısındaki birahanenin epeyce iş yaptığını varsayabiliriz. 1913 yılına gelindiğinde Pangaltı kesin olarak bir gayrı-müslim semtiydi. Nüfusunun %27 si Levantenler, %19'u Rumlar, %49'u Ermeniler % 5'i "öteki" lerden oluşuyordu. Bu ötekilerin içinde Müslüman Türklerin oranı nedir, bilemiyoruz. 

3 Aralık 2014 Çarşamba

Ara Güler, Hilmi Yavuz ve Fellini'ye İlham Veren Bir Ermeni Bir Dansöz

Geçtiğimiz günlerde evde uzun süredir bir kenarda bekleyen Tarih Vakfı'nın çıkardığı İstanbul Dergisinin 1994 tarihli 8. sayısını karıştırırken çok güzel bir metinle karşılaştım. Pera'da bir gece başlığıyla yayınlanan metnin yazarı Hilmi Yavuz, görselleştiren ise Ara Güler'di. Hilmi Yavuz, Demir Özlü ve Ünal Tayfun'dan mürekkep üçlü bir ekibin 1955 yılı Şubat ayında Pera'da sabaha kadar gezdikleri mekanları Ara Güler'in fotoğraflarına resim altı yazıları olarak aktarmış Hilmi Yavuz. Henüz 6-7 Eylül Vandalizmine 6 ay var...
Ara Güler'in fotoğraflarına baktığımızda Abanoz sokakta, Londra Barda çırılçıplak dans eden kadınlar görüyoruz. Bugün hayal bile edemeyeceğimiz bir rahatlık! Hele ki geçtiğimiz günlerde bir oryantal kızımızın ekranlarda kendilerine yönelik uygulanan filli ambargodan bunalıp Türkiyeyi terketmeyi beyan ettiği şu günlerde 50 yıl öncenin Beyoğlu eğlence hayatına imrenmemek elde değil.
Ancak benim esas ilgimi çeken fotoğraf dönemin ünlü oryantali Ayşe Nana'nın fotoğrafı. Hilmi Yavuz gecenin üçüncü durağında karşılaştıkları Nana için şöyle bir fotoğraf altı yazısı yazmış "Nermin'den sonra Ayşe Nana. İmgeleme bakıyorum ve anımsıyorum. Darbukacının elleri. Bir nota defterinin portre çizgileri gibi duruyor. Ünal'a 'darbukacının elleri ne kadar müzikal' diyorum. O, Nana'nın bacakları arasındaki, koca bir bekaret kemeri gibi duran acayip nesneye bakıyor." 

Ünal Tayfun'un bu dansözün bekaret kemerine takılıp kalması çok normaldi. Çünkü Ermeni asıllı Ayşe Nana turneye gittiği Çorum'da yatak çarşafları kaybolmuş ve karaborsada satılığa çıkmıştı. Kurtuluşta doğan, Asmalı mescit'te büyüyen Ayşe Nana 18 yaşına bastığı gün Kervansaray'da sahneye çıkıyor. 1953 yılında Mısır Kralı Faruk'un özel davetiyle gittiği Kahire'de Sarayda dansettikten sonra, bir anda tüm jet sosyetenin gözbebeği olur. Ayşe Nana Türkiye'yi terkedip temelli İtalya'ya yerleşir. Gece klüplerinde mesleğini icra ederken bir yandan da özel partilere davet edilir. 5 Kasım 1958'de Rugantino gece klübündeki davete jet sosyete ile birlikte yönetmen Federico Fellini de katılmıştı. Ayşe Nana üstsüz olarak dans ederken salonda bulunan gazeteci Tazzio Secchiaroli ardarda fotoğraflar çekerek hızla mekanı terketmiş ve ertesi gün fotoğraflar L'esspresso dergisinde yayınlanmıştı. O sırada mekanda bulunan Fellini,  Tazzio'nun tazı gibi koşmasından Papparazzo (füze baba) lafını uydurmuş, papparazzi kavramı da bu olaydan sonra dillere pelesenk olmuştur. Ancak sadece bu da değil. Fellini kısa bir süre sonra çekeceği "La Dolce Vita" (Tatlı Hayat) filminin ana karakteri için de bu olaydan ilham almıştı. Hatta bu dans sahnesini bire bir filmine taşımış, filmde Ayşe Nana yerine Nadia Grey dansetmiştir.
Bu olaydan sonra mekan polis tarafından kapatılmış ve Nana tutuklanmıştı. Onun çıplak bedeniyle şenlenen katolikler ruhların arındırmak kiliselere hücum etmişlerdi. Ancak tutukluluğu uzun sürmedi. Araya giren hatırlı kişiler sayesinde kısa sürede serbest kaldı.

(L'espresso'da çıkan Nana) 
(La Dolce Vita'daki Nadya) 

Bu olaydan sonra eğlence dünyasından aforoz edilen ve hiçbir yerde sahneye çıkamayan Nana giderek içine kapandı. İtalya'da gazeteci Saro Balsamo ile evlendi. Trastevere semtinde erotik gösteriler yapan 38 koltuklu bir tiyatro kurdu. Birçok filmde oynadı. Yaş haddinden 80'lerin başında dansı bırakınca oryantal dans kursları açtı. Kendine takılan "La Turca" lakabını reddeden ve herkese "ben bir Ermeniyim" diyen Nana, 1984 yılında Vatansızlar adında bir kitap yazmaya girişti ancak bunu başaramadı. 2014 yılının başında Roma'da bir klinikte sessiz sedasız göçüp gitti.
(Dolce Vita'da Papparazziler)

Onun Avrupa'ya toptan göç etmesinden sonra boynu bükük kalan Türkler şöyle bir mani yazdılar

"Nana gitti Paris' e
Kaldık Semiramis' e
Semiramis yine hamile
Düştük Türkan Şamil'e"

Ya da
"nana balkonda yatar
altına minder atar
beyaz donu içinde
kara kedi saklar"

1960'lı yıllar Türkiye'de eğlence sektörünün altın yıllarıydı. Anadolu dahil ülkenin her yerinde müzikholler açılıyor, insanlar eğleniyordu. Devrin eğlence sektörü o derece güçlüydü ki trajı 300 binlere varan magazin dergileri basılıyordu. Bu toplumsal iklim içinde yetişen gençler 68 öğrenci hareketlerinin temelini attılar. 1965 seçimlerinde TİP 15 milletvekili ile meclise girdi. Son 15 yıldır fiilen insanların evlerine hapsedildiği, eğlenmenin günah ve ayıp'la özdeşleştiği; içki, sigara, masa sandalye yasaklarıyla insanların bezdirildiği ortama bakarsak eğlencenin ne derece önemli bir sosyolojik olgu olduğunu daha iyi anlarız.