10 Temmuz 1894 salı günü saat 12.24'de İstanbul şiddetli bir depremle sarsıldı. 1509, 1766 depremlerinden sonra en şiddetli deprem olarak kayıtlara geçti. 175 kilometre uzunluğunda 39 kilometre eninde bir hatta hissedilen bu depremin tahmini olarak 9 şiddetinde gerçekleştiği varsayılır. Deprem tam olarak Tarihi Yarımada üzerindeki platoda hissedilmiş, esas yıkımı yarımadadaki eski türk mahallelerinde gerçekleştirmiştir. Bu yıkımın hemen ardından gelen savaşlar ve imparatorluğun çöküşü ve Cumhuriyet kadrolarının kalkınmacı zihniyeti eklenince tarihi yarımada bugünkü görümüne kavuştu.
Deprem ezan vakti gerçekleşti. Devrin pekçok gazetesinde ezan okumaya çıkan müezzinlerin çöken minarelerin altında kaldığını yazar. Ancak devir Abdülhamit'in diktatörlük devridir. Basın üzerinde sansür vardır ve devletin resmi rakamlarına göre bu depremde sadece 38 ölü 72 yaralı vardır. Devrin yabancı yayın organlarından Moniteur Oriental'in 12 Temmuz tarihli nüshasında ise sadece kapalı çarşıda 135 ölü vardır. Ertesi gün bu rakamı 80 olarak düzeltir. Sabah gazetesi ise "hilaf-ı hakikate aykırı yayın" yapmaktan süresiz kapatma cezası verilir ve bir daha da ölü sayısı zikredilmez olur. Yani bu depremde kaç kişinin hayatını kaybettiğini tam olarak öğrenemiyoruz.
17-18 saniye süren, ancak çok şiddetli vuran bu depremde özellikle Edirnekapı Sultanahmet hattı büyük zarar görür. Kapalı çarşı yer ile yeksan olur. Adalarda da çok şiddetli yıkıma yol açan deprem, Beyoğlu bölgesinde fazla hasara yol açmaz. Deprem gavurları değil müslümanları vurmuştur.
Deprem çok büyük bir paniğe neden olmuştur. Telgraf hatları hasar gördüğünden Başketin dünya ile bağlantısı 30 saat süreyle kopmuştur. Özellikle sur dışında yer alan Kazlıçeşme Yeşilköy sahil hattında deniz 100 metre geri çekilmiş ve sonrasında tsunami oluşmuştur.
Her şerde bir hayır vardır. Bu depremden sonra Atina Rasathanesinden çağırılan Müdür M.D. Eghinitis öncülüğünde modern bir rasathanenin temelleri atılarak sismik ölçümlere başlandı.
Moniteur Oriental Gazetesinin yayınlarından öğrendiğimize göre deprem anında halk sokaklara dökülür, kadınlar üzerlerinde sabahlık, kombinezon olduğu halde sinir krizleri geçirirler. Sirkeci rıhtımında 40 metrelik bir yarık oluşmuş, Yeni Caminin minareleri eğilmiştir. Beyoğlu bölgesinde bankalarda çalışanlar sokağa fırladığı için paralar açıkta kalmıştı. Yine oluşan tsunami yüzünden Galata ve Azapkapı köprüleri sular altında kalmıştı. On para olan köprü geçiş ücretini vermediği için kavgalar çıkmış,Beyoğlu'ndan kaçanlarla Yarımadadan kaçanlar köprüde karşılaşıp birbirini ezmiştir.
Yine gazeteden öğrendiğimize göre Beyoğlunda tabelalar düşmüş, pekçok insan yaralanmıştır. Buna rağmen Beyoğlunda hasar çok azdır. Aadalarda ise tam bir felaket yaşanır. Büyükada Hristo tepesindeki manastır, Heybeliada Ruhban okulu, bahriye mektebi gibi belli başlı yapılar yıkılır.
Depremden sonra yapılan neşriyattan anlıyoruz ki bankalar hemen devreye giriyor, binaların inşaası ve restorasyonu için hem devlete hem de halka krediler açılıyor ve yine bir kriz fırsata dönüştürülerek İStanbul yeniden imar ediliyor.
Kaynak: İstanbul Dergisi- Tarih Vakfı Yayınları Sayı:10 "Bir Depremin Yüzyıl Dönümü"





