16 Temmuz 2012 Pazartesi

İstanbul'un Dervişleri ve Brueghel'in Körleri

Geçtiğimiz günlerde elime geçen bir seyahatname- anı kitabını çok ilgi çekici buldum. Kitap 1591 yılında Alman-Avusturya İmparatoru 2. Rudolf'un elçililik heyetiyle İstanbul'a gelen Baron de Wratislaw'ın İstanbul anılarını içeriyor. Heyetin en genç üyesi olarak gelen Wratislaw, keskin gözlem gücü ve başına gelen birçok felakete karşın nesnel yorumlarıyla 16. yy sonu Osmanlı şehir yaşamını çok güzel aktarır. Heyetin İstanbul'da bulunduğu sırada Osmanlı ile Avusturya İmparatorlukları arasında savaş patlayınca heyettekiler tutuklanarak 26 ay küreğe ve hücre cezasına çarptırılır. Bu cezayı çekerken hayatta kalmayı başarırlar ve şans eseri affedilerek ülkelerine dönerler. Baron de Wratislaw ülkesine dönünce ilk iş bu seyahatname kitabını yazmak olur. Kitap 1597 yılında Linz kentinde Latince olarak basılır. Bu kitaptan sık sık faydalanmayı düşündüğümü belirterek kitabın bir bölümünde bahsedilen dilenci-dervişler bahsine geçmek istiyorum.
İstanbul kültürünün vazgeçilmez bir parçası olan dilenci-dervişlerden sadece Wratislaw değil, İstanbul'a çeşitli dönemlerde uğramış tüm gezginlerin bahsettiğini biliyoruz.
Kitapta "Kutsal Dilenciler" olarak bahsedilen bu dervişlerden şöyle bahsediliyor: "Bu koca kentin mahalleleri arasında sokak sokak dolaşarak, ev ev sadaka dilenen ya bir gözden ya da görme nimetinden büsbütün yoksun insanlar da vardır ki, bunlar gruplar halinde gezerler. Onar, yirmişer hattâ ellişer kişilik gruplar vardır. Hiçbir kişi yoktur ki, bunlara sadaka vermek sevabından kaçınsın!.. Çünkü halk bunları kutsal insanlar olarak tanımlar. Bu dilenciler Mekke-i Mükerreme'de bulunduklarını ve Ravza-i Mutahhare'yi ziyaret etmiş olduklarını söylerler, onun içindir ki bu dünyada başka hiçbir zevke değer vermediklerini, abes şeylere bakmayı istemediklerini ve bu yüksek amaçlarını gerçekleştirmek için de kızgın bir demir parçası üzerine koydukları bir çeşit tozu gözlerine tutarak görme nimetinden kendilerini yoksun ettiklerini iddia ederler! Bu dilenci güruhunun iddialarından kuşku duymayan kişiler bunların kutsal bir amaçla kendilerini kör ettiklerine, Hazreti Peygamber'e en yakın kişiler olduklarını ve kendilerine sadaka verenlere de şefaat edeceklerine inanırlar!.."
Buradan da anlıyoruz ki bu derviş takımı kendini hak yoluna adamış, dilenerek geçinen, ilahiler söyleyerek sokaklarda dolaşan, dünya nimetlerine gözlerini kapamak için gözlerine mil çektirmiş, ancak bunun mükafatı olarak "gönül gözü" açılmış muhterem insanlardır. Halk bunları aşağılamak, itip kakmak bir yana kendilerini Hak yoluna adamış bu gibi kimseleri baştacı yapar, elinden geldiğince sadakalarıyla onları memnun etmeye çalışır.

Wratislaw'dan kırk yıl kadar önce İstanbul'a Fransız elçilik heyeti ile gelen Nicolas de Nicolay yazdığı seyahatname kitabındaki gravürleri ile Wratislaw'ın gözlemleri bire bir örtüşüyor.  
 İlk gravürde hayvan postlarına sarınmış, yalınayak yarı çıplak bir derviş bir Türk kadınına bir şeyler anlatıyor.
İkinci gravürde ise bir kalenderi dervişi var. Başlığı itibarıyla inandırıcılığını bir miktar yitirse de- başlığı Osmanlı başlığına pek benzemiyor- yine yalın ayak ve yarı çıplak olarak- hatta edep yeri açıkta kalacak şekilde karşımızda. Başka kaynaklarda da melamilerin ve kalenderilerin "neredeyse çıplak" olarak sokaklarda dolaştığını ve bunlara kimselerin elleşmeye cesaret etmediğine rastlıyoruz. Kendinden vazgeçmiş ve tüm benliğini Tanrıya adamış dervişleri tasvir eden  bu gravürler genel olarak gerçekçi bir gravürlerdir. 


Buradan konu itibarıyla örtüştüğünü düşündüğüm bir resme geçmek istiyorum. Aşağı yukarı aynı dönemde yaşamış Hollandalı ressam Pieter Bruegel'in "Körler" tablosuna. Resim 1568 yılında yapılmış.
Buradaki körler de tıpkı Wratislaw'ın tarif ettiği İstanbul'daki körler gibi topluca geziyorlar. Ancak kırsal bir bölgede yer aldıklarından olacak onlara kimse yardım etmiyor. Hatta en öndeki gurup lideri ayağı takılmış ve düşmek üzere. Bu körler bizdekilerden farklı olarak dinsel bir misyonun taşıyıcısı değiller. Sadece bir tanesinin boynunda bir haç seçilebiliyor. Uzakta yeralan gotik kilise binası ise resme ya da resme konu olan figürlere herhangi bir uhreviyet kazandırmıyor. Ancak bu körler kuşkusuz bizim dervişlerden çok daha bakımlılar. En azından üzerlerinde bazı vahşi hayvan postlarıyla gezinmiyorlar ve edep yerleri meydanda değil.

Kitap: Baron de Wratislaw'ın Anıları, Milliyet Yayınları, İstanbul 1996, 2. Baskı, Çeviren Süreyya Dilmen


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder