3 Ekim 2013 Perşembe

Çocukluğumun İstanbul'u: Renault Minibüsler

Sinan Çetin'i bilirsiniz. Reklamcı mı, sinemacı mı olduğuna bir türlü karar veremediğimiz, yönetmen, jüri üyesi, reklam yıldızı, sinemacı, okul sahibi, yayıncı ve en son Ali Ağaoğlu yancısı. Bu arkadaşın hayatta tek bir doğru düzgün filmi yoktur, demeyeceğim, vardır. Çiçek Abbas.
Çiçek Abbas filmi Sinan Çetin'in 70'li yıllarda yanlışlıkla bulaştığı sol ideolojinin ondaki yansımasıdır. Ancak bu yansıma çok kısa sürer. Çetin 12 Eylül'den sonra hızla kendini kusar. Sağda solda verdiği röportajlarda "abi vallaha bizi kandırdılar, gazozumuza ilaç kattılar" baabından kelamlar etmiş bir Yiğit Bulut örneğidir. Ancak bence hayatta yaptığı tek gerçek, samimi sinema filmi de o dönemine aittir. Çetin, daha sonraları reklamcı olmuş, artık Amerikalı neo-con'ların bile tiksindiği fikirlerin taşıyıcısı Ayn Rand'ın kitaplarını Türkçe'ye kazandırmış, Rand'ın boktan liberal fikirlerinde boncuk aramıştır.
Çiçek Abbas'a dönersek 70'li yılların ruhunu yansıtması açısından çok güzel semboller içeren öğeler taşır. Silahtar-Şişli minibüs durağında minibüs sahibi Şener Şen (mülk sahibi) ile muavini İlyas Salman (Proleter) arasındaki "kız meselesi" etrafında dönen film, Şener Şen'in çeşitli hainlikleri ile eğlenceli bir seyirliktir. Ayşen Guruda ağabeyi Şener Şen'e isyan ettiğinde, dönemin popüler dizisine gönderme yaparak onu "ceyar kılıklı" olmakla itham eder. O dönem tüm mülk sahiplari biraz Ceyar'dır.
Filmin tüm arka planı ise İstanbul'un işçi mahallesi Alibeyköyü, Silahtar, Örnektepe'dir. Her yer gecekondu, sokaklar çamur içinde ve minibüsler. Yoksul ama mutlu insanlar...
Benim de çocukluğumda sık sık gidip geldiğim bu semtte en çok hatırımda kalan ve Çiçek Abbas'ta zaman zaman gösterilen bir minibüs modelidir. Renault marka bu minibüslerde amortisör yerine kamyon makası kullanıldığından önü şaha kalkmış bir ata benzerdi. Amortisör yerine makas konulmasının nedeni zamanının yegane toplu taşıma aracı bu minibüslerin "istiap haddi"nin epeyce üzerinde yük taşımaya memur edilmesiydi. O yükü de ancak kamyon makası kaldırırdı. Sişli'den minibüse bindiğinizde Örnektepe'nin oldukça dik ve çamurlu yollarını adeta sallana, yıkıla, yuvarlana iner, sık sık frenleri patladığı için her seferinde dualar eşliğinde düze kavuştuğunda neredeyse alkış tufanı kopardı. "Bugün de ölmedik, yarın Allah kerim"...
Bu minibüslerin Silahtar'dan Şişli'ye dönmesi de ayrı bir olay olurdu. Yokuşlar çok dik olduğundan yolda kalır, yolcular ve muavin inip arkadan düze kadar "el atar" sonra da minibüsün peşinden koşardı. Minibüs ykuşa sıfır gecekonduları adeta sıyırarak geçer, camlardan çıkan soba borularının isini ve dumanını ciğerlerimizde hissederdik. Karlı havalarda ise Silahtar'dan Şişli'ye ulaşım Allah'a kalırdı.
(Renault marka minibüsün kışla imtihanı)
Benim çocuk hafızamda en çok yer eden ise şaha kalkmış ön tarafta şöförün hemen yanındaki motor kapağına oturmak olurdu. Motor kapağı her daim homurtular çıkaran, yokuşta hararet yapan bir kıvamdaydı. Arada yolda kaldığımızda şoför bizi yerimizden kaldırır, motor kapağını açar ve tamirat yapardı. O zamanlar herşey mekanik ve herkes ustaydı.
Bir de tabii motor kapağı şoföre yakındı. Şoför demek güç demek. Çocuk aklımızda şoförler süpermen gibi bir şeydi. Ayrıca şoför yanı teybe yakın olur müzik en iyi oradan duyulurdu. Silahtar hala 15-16 Haziran'ın izlerini taşırdı ve solcuydu. Bu nedenle Minibüslerde mutlaka Orhan Gencebay dinlenirdi. Ferdi'ye, Müslüm'e tenezzül yoktu.
Sonra sonra Magirus, Ford minibüsler çoğaldıkça bu tuhaf Renault minibüsler hayatımızdan tamamen silindi yok oldu. Yeni minibüsler daha rahat ve konforluydu elbette ama hiçbiri şaha kalkmış Renault minibüsü hafızalarımızdan silmeye gücü yetmedi...
  
(Sonra'dan gelen Magirus'lar)
(Damalı Ford Minibüsler)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder