20 Ocak 2016 Çarşamba

Hikaye: Siyaset Çeşmesi Kan Akıyor Baksana

(Bu Hikaye  FİL dergisinde yayımlanmıştır)

Hicri 1064[1] yılının Muharrem ayının 18’inde cennetmekan Murat bin-Fatih nam- Mehmet Sultanın inşa ettirdiği ve dahi onunla aynı ismi taşıyan torunu Sultan  4. Mehmet Han’ın  ikamet ettiği  Saray-ı Cedid’in [2]birinci avlusundan içeri adımımı attığımda mevsim kıştı. Muharrem orucumuz bitmiş, Aşure vaktimiz  gelmişti.  Bab-ı Hümayun kapısından girer girmez, ta karşıdan o uğursuz Kıpti’yi gördüm. Bu mendebur herif neredeyse üç arşın uzunluğunda gövdesiyle, yaz kış üstü üryan gezen meşhur Cellat Kara Ali’den başkası değildi.Yine ümera’dan  bir garibi önüne katmış, Alay meydanının yan duvarındaki o uğursuz cellat çeşmesine doğru sürüklüyordu. Adamın bütün yalvarmaları nafile! Bu merhametsiz  herifin insafa geldiği nerede görülmüş? Sadece bir kez, o da şevketlü Sultanımız Mehmet Han’ın babası Sultan İbrahim’i [3]boğarken elinin titrediği rivayet olunur. Onun dışında kılı kıpırdamamıştır bu şeytan suratlı Kıptinin.  Sultan İbrahim’in –haşa Deli derler- boynuna yağlı kementi atınca ağlayarak beddua okumasından korkmuş, o yüzden eli titremiş derler. Neüzübillah.

Ama yukarıda Allah var, işini iyi yapar. Yoksa kocasını boğan bu celladı Hatice Turhan Sultan’ımız[4]-Allah onu başımızdan eksik etmesin- sarayda tutar mıydı? Daha iki sene evvel Kara Ali’yi Hareme alıp,  kaynanası cennetmekan Kösem Sultanın [5] üzerine yollamadı mı, Kara Ali bir dolapta kıstırdığı bu kocakarıyı  perde urganıyla boğmadı mı? Zavallı kadıncağız çok yalvarmış, son çare Mercanda yaptırdığı handa[6] gizlediği 21 sandık  altını vaat etmiş Kara Ali’ye, ama nafile. Bu gözü dönmüş Kıpti kocakarının işini oracıkta bitirdiği gibi, yardımcılarıyla birlikte bir koşu Hana gidip altınları da üleşmişler. Cellatlıkta kanundur, maktulun malı cellada helaldir.
 Adamı çeşmenin önünde yıktı. Biçarenin kavuğu yuvarlandı, Üzerindeki paha biçilmez samur kaftanı sıyırıp aldı. Adamcağız artık korkudan mı, yoksa zemheri soğuğundan mı, tir tir titrerken bu zebellah üstü üryan halde omzuna astığı meşhur palasını çıkardı, adamın kelime-i şahadet getirmesine dahi fırsat vermeden kellesini oracıkta kesiverdi. Oluk gibi akan kana aldırmadan, zavallının kellesini alıp başsız gövdesinin  koltuğunun altına yerleştirdi. Devlet-i Ali Osmanide işler hep böyle kelle koltukta yürüyor bu zamanlarda. Allah beterinden saklasın.
Kara Ali sanki az önce kestiği bir insan kellesi değil de dalından koparıp aldığı bir balkabağıymış gibi kurbanına umursamaz bir bakış atıp kanlı palasını duvardaki cellat çeşmesinde yıkadı. Bazıları bu çeşmeye siyaset çeşmesi de derdi. Kurna kızıla kesti. Kuşağından yağlı urganı, tokmağı, kerpeteni ve bilumum adını bilmediğim eza edevatı  sarkıyordu.Bir yeniçeri olarak çok sefere çıktım, Allah için çok can aldım, ama bu herifi her gördüğümde içim ürperir.
Kara Ali palasını tekrar sırtına yerleştirdikten sonra merhumun çizmelerini, ceplerindeki ıvır zıvırı aldı,kavuğu ve kaftanı da dahil, oracıkta etrafına toplanan kalabalığa haraç mezat sattı. Gerçi uğursuz olduğuna inanıldığından bunlara kimse itibar etmez, ancak aç gözlü sansar tüccarlar ucuza kapatacakları bu eşyanın peşine düşerdi. Mefta kellesi koltukta bu olan biteni büyük bir şaşkınlıkla izliyor gibiydi.
Bu işte bittikten sonra cellat zavallının kellesini saçlarından kavrayıp Bab-ı Hümayun kapısının sol yanındaki ibret taşına yerleştirdi. Adamın yüzünde hala şaşkın bir ifade vardı ve yukarı kaykılmış gözleriyle Allah-ü Teala’ya  bakıyor gibiydi. Sakalından sızan kan ibret taşından aşağıya damlıyordu.
Babüsselam kapısının önüne çıkan Kubbealtı vezirine,  amcamın oğluyla çözemediğim alacak verecek davasının sonuca ulaştırılması için yazdığım arzuhali, Divan-ı Hümayüna iletmesi için uzattım.O mendebur kadı amca oğlundan rüşvet almasaydı, bunlara hiç gerek kalmazdı. Vezir o sabah onlarca arzuhali alıp içeri geçerken, gözü bir an ibret taşındaki kelleye takıldı. Belki de dün divanda  hasbihal ettiği bu zavallıya acıyıp ruhuna Fatiha okuyarak içeri girdi. Kara Ali denen uğursuz çeşme başında mezattan topladığı akçeleri saymakla meşguldu.
Bir rüzgar çıktı, yerlerdeki sararmış çınar yaprakları döne döne Cebehane olarak kullanılan Aya İrini nam kiliseye doğru uçuştu…




[1] Aralık 1653
[2] Topkapı Sarayı
[3] Sultan 1.İbrahim (Deli) 1615-1648
[4] Hatice Turhan Sultan: Sultan 1. İbrahim’in cariyesi, Sultan 4. Mehmet’in annesi (1628-1683)
[5] Kösem Sultan: Sultan 1.İbrahimin Annesi, Sultan 4. Mehmet’in Babaannesi (1590-1651)
[6] Mercan Büyük Valide Han 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder