Hicri 1064[1]
yılının Muharrem ayının 18’inde cennetmekan Murat bin-Fatih nam- Mehmet Sultanın
inşa ettirdiği ve dahi onunla aynı ismi taşıyan torunu Sultan 4. Mehmet Han’ın ikamet ettiği Saray-ı Cedid’in [2]birinci
avlusundan içeri adımımı attığımda mevsim kıştı. Muharrem orucumuz bitmiş, Aşure
vaktimiz gelmişti. Bab-ı Hümayun kapısından girer girmez, ta
karşıdan o uğursuz Kıpti’yi gördüm. Bu mendebur herif neredeyse üç arşın
uzunluğunda gövdesiyle, yaz kış üstü üryan gezen meşhur Cellat Kara Ali’den
başkası değildi.Yine ümera’dan bir
garibi önüne katmış, Alay meydanının yan duvarındaki o uğursuz cellat çeşmesine
doğru sürüklüyordu. Adamın bütün yalvarmaları nafile! Bu merhametsiz herifin insafa geldiği nerede görülmüş? Sadece
bir kez, o da şevketlü Sultanımız Mehmet Han’ın babası Sultan İbrahim’i [3]boğarken
elinin titrediği rivayet olunur. Onun dışında kılı kıpırdamamıştır bu şeytan
suratlı Kıptinin. Sultan İbrahim’in
–haşa Deli derler- boynuna yağlı kementi atınca ağlayarak beddua okumasından
korkmuş, o yüzden eli titremiş derler. Neüzübillah.

Ama yukarıda Allah var, işini iyi yapar. Yoksa kocasını
boğan bu celladı Hatice Turhan Sultan’ımız[4]-Allah
onu başımızdan eksik etmesin- sarayda tutar mıydı? Daha iki sene evvel Kara
Ali’yi Hareme alıp, kaynanası
cennetmekan Kösem Sultanın [5]
üzerine yollamadı mı, Kara Ali bir dolapta kıstırdığı bu kocakarıyı perde urganıyla boğmadı mı? Zavallı kadıncağız
çok yalvarmış, son çare Mercanda yaptırdığı handa[6]
gizlediği 21 sandık altını vaat etmiş
Kara Ali’ye, ama nafile. Bu gözü dönmüş Kıpti kocakarının işini oracıkta
bitirdiği gibi, yardımcılarıyla birlikte bir koşu Hana gidip altınları da
üleşmişler. Cellatlıkta kanundur, maktulun malı cellada helaldir.
Adamı çeşmenin önünde
yıktı. Biçarenin kavuğu yuvarlandı, Üzerindeki paha biçilmez samur kaftanı
sıyırıp aldı. Adamcağız artık korkudan mı, yoksa zemheri soğuğundan mı, tir tir
titrerken bu zebellah üstü üryan halde omzuna astığı meşhur palasını çıkardı, adamın
kelime-i şahadet getirmesine dahi fırsat vermeden kellesini oracıkta kesiverdi.
Oluk gibi akan kana aldırmadan, zavallının kellesini alıp başsız gövdesinin koltuğunun altına yerleştirdi. Devlet-i Ali Osmanide
işler hep böyle kelle koltukta yürüyor bu zamanlarda. Allah beterinden
saklasın.
Kara Ali sanki az önce kestiği bir insan kellesi değil de
dalından koparıp aldığı bir balkabağıymış gibi kurbanına umursamaz bir bakış
atıp kanlı palasını duvardaki cellat çeşmesinde yıkadı. Bazıları bu çeşmeye
siyaset çeşmesi de derdi. Kurna kızıla kesti. Kuşağından yağlı urganı, tokmağı,
kerpeteni ve bilumum adını bilmediğim eza edevatı sarkıyordu.Bir yeniçeri olarak çok sefere çıktım,
Allah için çok can aldım, ama bu herifi her gördüğümde içim ürperir.
Kara Ali palasını tekrar sırtına yerleştirdikten sonra
merhumun çizmelerini, ceplerindeki ıvır zıvırı aldı,kavuğu ve kaftanı da dahil,
oracıkta etrafına toplanan kalabalığa haraç mezat sattı. Gerçi uğursuz olduğuna
inanıldığından bunlara kimse itibar etmez, ancak aç gözlü sansar tüccarlar
ucuza kapatacakları bu eşyanın peşine düşerdi. Mefta kellesi koltukta bu olan
biteni büyük bir şaşkınlıkla izliyor gibiydi.
Bu işte bittikten sonra cellat zavallının kellesini
saçlarından kavrayıp Bab-ı Hümayun kapısının sol yanındaki ibret taşına yerleştirdi.
Adamın yüzünde hala şaşkın bir ifade vardı ve yukarı kaykılmış gözleriyle
Allah-ü Teala’ya bakıyor gibiydi.
Sakalından sızan kan ibret taşından aşağıya damlıyordu.
Babüsselam kapısının önüne çıkan Kubbealtı vezirine, amcamın oğluyla çözemediğim alacak verecek
davasının sonuca ulaştırılması için yazdığım arzuhali, Divan-ı Hümayüna
iletmesi için uzattım.O mendebur kadı amca oğlundan rüşvet almasaydı, bunlara
hiç gerek kalmazdı. Vezir o sabah onlarca arzuhali alıp içeri geçerken, gözü
bir an ibret taşındaki kelleye takıldı. Belki de dün divanda hasbihal ettiği bu zavallıya acıyıp ruhuna
Fatiha okuyarak içeri girdi. Kara Ali denen uğursuz çeşme başında mezattan
topladığı akçeleri saymakla meşguldu.
Bir rüzgar çıktı, yerlerdeki sararmış çınar yaprakları döne
döne Cebehane olarak kullanılan Aya İrini nam kiliseye doğru uçuştu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder