(Bu Öykü Peyniraltı Edebiyat Dergisinin Nisan 2016 Sayısında Yayınlanmıştır)
- Şiirimiz Karadır Abiler
1833 yılının zemheri aylarından birinde Sultan İkinci Mahmut tebdil-i kıyafet, hiçbir zaman dinmeyecek kızgınlığını soğutmak için, gece vakti yine sokaklara çıkmış, hâlâ sokak aralarında, yangın yerlerinde, hamam külhanlarında bir kakalak gibi gizlenen yeniçerileri arıyordu. Yanında bostancıbaşı, bir cellât ve Musahibi Sait Efendi vardı. Gedikpaşa taraflarına gelince hamam külhanından davudî bir sesle okunan gayet güzel bir gazel işitti. Amcası Üçüncü Selim geldi aklına. Selim han iyi bestekârdı. O zalim yeniçeriler tarafından katledilmeden evvel ne güzel şarkılar bestelemiş, bunları Mahmut’a dinletmişti. İçi burkuldu. Hamamın kendi yüreği gibi akkor olmuş külhanına yanaştı. Yanındaki bostancıbaşı “destuurr” diye bağırınca gazel kesildi, bir sessizlik oldu. Geriye sadece meşe odunlarının çatırtısı kaldı. Kapıdan usturayla güzelce kazınmış bir baş uzandı ve gülümseyerek “buyur beyim” dedi.
Sultan “kimsin, necisin” diye sorunca “bana Topkapılı Mehmet derler beyim, herkes bir yerlerin ayanı, beyi olmuş, ben de aha bu külhanın beyiyim” dedi. Sultan “neden böyle dertli dertli gazel okuyorsun” diye sorunca Mehmet Çavuş bir an karşısındakileri süzdükten sonra fısıldayarak “sultanın gazabından dertlendik, bahtımız karadır abiler” dedi.
2.Şiirimiz Gül Kurutur Abiler
Sultan bir an irkildi, yüzü öfkeden külhanın kızılından beter kızıla kesti. Gerideki cellât elini cepkeninin içine gizlediği palasına attı, ama sultan belli belirsiz bir hareketle onu engelledi. Destur isteyip hep beraber içeri geçtiler. İçerisi kalabalıktı ve aynı zamanda dışarının ayazına inat cehennem gibiydi. “Oku bakalım o zaman bize bir gazel” diyince, Topkapılı Mehmet, Piri olan Hamamizade İsmail Dede Efendinin Sarayı eleştirdiği rivayet olunan “cihar attım şeş geldi, yine felek yendi beni” gazelini okumaya başladı. Öyle güzel okudu ki sultanın gözleri dolu doluverdi. Aklına yine pek sevdiği amcası gelmişti. Bu güzel sesli kulunu bağışladı. Yüklüce bir bahşiş bırakıp çekip çıktı. Birkaç gün sonra Topkapılı Mehmet Çavuş yaka paça önce hamama, sonra saraya götürülüp hanende kadrosundan dolgun bir maaşla fasıl heyetine alındı. Fakat bu iş bizim külhanbeyinin ruh iklimine aykırıydı. Bir türlü uyum sağlayamadı. Heyetteki meslektaşları onun bir hamam külhanından çıkıp saraya nasıl girdiğini sorunca “gazelimiz dertlidir, gül kurutur abiler” cevabını verdi ve o gece saraydan çıktığı gibi bir daha dönmemek üzere külhanına gitti.
3. Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler
Bu olaydan yaklaşık kırk yıl sonra Topkapılı Mehmet’in halefi, Gedikpaşa’nın gedikli külhanbeyi Sami Baba, epeydir sürgünde olduğu Rodos’ta gazeteci Ebüzziya Tevfik karşılaşır. Bu kocamış kabadayıyla röportaj yapan Ebüzziya Tevfik, bu geleneğin geçirdiği evrimi daha sonra gazetesinde yazacaktır. Gedikpaşalı Sami Baba kalpazanlık, cinayet, yaralama gibi birçok olaya karışmış ancak asıl cezayı Sultanı eleştiren meşhur külhan manilerinden dolayı yemiştir. Sami ile Ebüzziya Tevfik Rodos kalesinin rüzgarlı burçlarında oturup aylarca sohbet ederler. Ebüzziya, Sami Baba’nın her dediğini not alır.
Sami Babaya göre İstanbul Külhanları, içinde hiyerarşi barındıran birer organizasyondur. Hiyerarşinin tepesinde Gedikpaşa Hamamı vardır. Bir ihtilaf olursa son sözü Gedikpaşa Hamamının külhanbeyi, yani kendisi söyler. Bunun nedeni de yaklaşık kırk yıl önce saray düzenine posta koymuş Topkapılı Mehmet Çavuşa duyulan saygıdır.
Gedikpaşa hamamı dışında yedi külhan daha vardır. Mahmutpaşa, Bayezid, İbrahimpaşa, Ayasofya, Çinili, Haseki ve Tophane külhanları adeta birer kıriminal sendika gibidir. Külhana girmenin de külhanda yaşamanın da bir “racon”u vardır. Mor kardeşlik gömleğini giyip musahibinle aynı lokmayı paylaşmadan külhana kabul olunmazdı. Belli kaideler, merasimler kuşaktan kuşağa aktarılırdı. Her meslek grubu gibi, külhanbeylerinin de bir piri vardır. Layhar Baba adlı bu pir, rindliğin ve serdengeçtiliğin adeta kitabını yazmıştır.
Ancak ne olduysa Kırım Savaşı’ndan sonra olur ve külhan düzeni bozulur. Artık yol-yordam, racon-nizam bilmez ne kadar zibidi varsa sokaklara çıkar,terör estirir. Külhanlar dağılır, külhanbeyleri sürülür. Sami Baba “Tıpkı benim gibi” der. “Çünkü raconumuz mor külhaniydi abiler”
4.Aşk Örgütlenmektir Bir Düşünün Abiler
Ebüzziya Tevfik’in bu söyleşiden yüz yıl sonra Çanakkaleli Melahat’ın oğlu Ece Ayhan bir şiir yazdı. Külhani ağzıyla bize bir “şey“ söyledi. Hala sokaklarda, duvarlarda bir slogan gibi yazılır durur. Mor müsahiblik gömleğini giyen yoldaşlar,onu sokaklarda bağırırlar.
“Aşk Örgütlenmektir Bir Düşünün Abiler”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder