(Melchior Lorck panoramasındaki Atik Sinan'ın eseri olan Fatih Camii)
Kimdir bu tuhaf isimli Danimarkalı? Kuşkusuz Shakespeare'in kafasında Hamlet senaryoları dolaşırken o daha hayattaydı. 1527 doğumlu Flensburg'lu soylu bir aileden geliyordu. Çocuk yaşlarda resim, gravür ve heykel çalışmış ve ailesi tarafından o dönemin modasına uyarak bu maharetli çocuk bir kuyumcunun yanına çırak verilmişti. Ancak ustasının teşvikiyle Hollanda, İtalya gibi ülkeleri gezerek çeşitli atölyelerde eğitim aldı. Danimarka'ya geri döndüğünde Kral tarafından Saray Ressamı ünvanını aldı.
1555 yılının ocak ayında Şarlken'in kardeşi Ferdinand'ın diplomatik delegasyonuyla İstanbul'a geldi. Görevi gördüğü herşeyin resmini yapmaktı. Buna benzer bir görevin dönemin padişahı Kanuni tarafından Matrakçı Nasuh'a verildiğini daha önceki yazımda belirtmiştim. Melchior Lorck ile Matrakçı Nasuh hiç karşılaştılar mı? Büyük olasılıkla evet. Çünkü her ikisi de hükümdarlarının emrinde gidip gördükleri yerleri belgelemekle görevliydiler ve birbirlerinden öğrenecekleri vardı.
(Melchior Lorck tarafından yapılan Kanuni Portresi. Geride Süleymaniye Camii)
Melchior Lorck İstanbul'da kaldığı süre içinde paftalar halinde 12 metre uzunluğunda efsanevi bir panorama çizmişti. Panorama alışılmışın dışında kentin kuzeyinden, Pera'daki bir elçilik binasının balkonundan çizilmiştir. (daha sonraki tüm İstanbul panoramaları aşağı yukarı bu bölgeden çizilecektir) Bu panoramada neler yoktur ki? Günümüzde tamamen yok olan Bizans ve Osmanlı eserleri büyük bir titizlikle kağıda aktarılmıştır. Örneğin yukarıda da değindiğim Atik Sinan'ın eseri olan Fatih Camii ya da bugün çatısı bulunmayan Ayvansaray'daki Tekfur sarayı ya da Topkapı sarayından Sarayburnu'na dek sıralanmış onlarca köşk ve saray. Bu köşklerin bir-iki tanesi dışında hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. En büyük yıkım bizzat sultan Abdülaziz'in emriyle sarayın ortasından geçirilen demiryolu inşaatı sırasında gerçekleştirilmiştir.
(Henüz birkaç yıl önce bitmiş olan Süleymaniye Külliyesinin tahta baskısı- Melchior Lorck)
Melchior Lorck aynı zamanda Türklerin gündelik hayatını da belgelemiş, Kanuni ve Hürrem Sultan'ın da portrelerini yapmıştır. Ayrıca delegasyonun başında yer alan elçi Ghiselin de Busbeq ile beraber, Ankara'da Hacı Bayram Camii'nin hemen yanındaki Augustus Tapınağını bulan ekipte yer almıştır. Bu ekip 250 civarında Yunan ve Bizans el yazması kitabı da toplayarak ülkelerine götürmüştür. Ghiselin de Busbeq "Türk Mektupları" isimli bir kitap yazarak Osmanlı kültürü üzerine öneli saptamalarda bulunmuş, aynı zamanda Avrupayı Lale ve Sümbül çiçekleriyle de tanıştırmıştır.
(Busbeq ve Melchior Lorck tarafından keşfedilen Ankara'daki Augustus Tapınağı)
Melchior Lorck 1559 yılında Türkiye'yi terketti. Dört yıl boyunca çizdiği yüzlerde desen ve gravürü bir an önce kitaplaştırmak istiyordu ama kraldan gerekli desteği göremedi. Bir süre sonra bu çizimler ona yük olamaya da başlamıştı. Bu çizimlerden sadece 127 tanesinin ahşap oymasını bastırabildi. Bunlar da ancak kendisi öldükten sonra 1588 de basılabildi. 12 metre uzunluğundaki soluk kesici İstanbul panoraması ise uzun yüzyıllar boyunca Leiden Üniversitesinin kitaplığında, paftalar halinde rulo yapılmış olarak bekledi. 21 paftadan oluşan bu panoramanın 11. paftasına Melchior Lorck kendi resmini de yerleştirmiştir. Burada Lorck "resim içinde resim" tekniği ile kendini panoramayı çizerken gösteriyor. Bu paftanın orijinalini geçtiğimiz sene Sabancı Müzesinde açılan "Bizantion'dan İstanbul'a: Bir Başkentin 8000 Yılı" sergisinde görme bahtiyarlığına eriştik.
(Melchior Lorck'un 11. paftadaki otoportresi)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder