13 Ağustos 2011 Cumartesi

Ayasofya Yazıları 2: İlk Açıköğretim Fakültesi

İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı Mimarisinde boyut fikri çok gelişmiş, adeta bir sıçrama yaşanmıştır. Bunda elbette Ayasofya'nın büyük etkisi vardır. Daha önce zaptedilen Bursa, İznik gibi yerlerde yapılan cami ve külliyeler mütevazi sayılabilecek ölçektedirler. Fetihten sonra ise peşpeşe yapılan külliyeler bugünkü paradigma ile algılamak için örnek olsun, birer uydu kent büyüklüğünde idi. Merkezde bulunan cami nedeniyle bu yapı toplulukları hep birer dini mekan olarak algılansa da, aslında bu külliyeler, sosyal amaçlı yapı topluluklarıydı. Örneğin Fatih Külliyesinde hastaneden tutun, ilk, orta, lise ve üniversite eğitimine denk düşecek medreseler, kütüphaneler, imaretler, pansiyonlar, çarşılar yer alır. Aynı şey Süleymaniye külliyesi için de geçerlidir. Dolayısıyla bu külliyeler sosyal hayatın da merkezi idi.

Külliyelerin temel işlevi eğitimdi. Bu amaçla her külliyede mutlaka bir kütüphane yer alır, bu kütüphanelerde sanıldığının aksine sadece dini eserler yer almaz, bunun dışında matematikten felsefeye, geometriden sosyolojiye dek birçok konuda kitaplar bulunurdu. Bu konuyla ilgili aşağıda vereceğim bazı rakamlar ilham verici olacaktır.

Fetihten sonra ilk yapılan işlerden biri, bir kilise ve manastır olarak dizayn edilen Ayasofya'yı külliye kimliğine kavuşturmak olmuştur. Bu amaçla Fatih Ayasofya'nın hemen yan tarafına bir medrese yaptırır. Bu medrese uzun yüzyıllar boyunca devlete hukuk, mülkiye, din adamı, asker ve sanatçı yetiştirmiştir. Defalarca onarılıp elden geçirilen bu yapı 1934 yılında Ayasofya'nın müzeye çevrilmesi kararından sonra yıktırılmıştır!
(Günümüze ulaşamayan Ayasofya Medresesi)

Ancak Ayasofya'yı diğer yapılardan ayrıcalıklı kılan, onun bizatihi ana mekanının (Naos) bir eğitim alanı, dershane olarak kullanılmasıdır. Daha önce de belirttiğim gibi Ayasofya başlangıcından itibaren bir külliye olarak değil, bir kilise olarak tasarlandığı için bir külliyenin olmazsa olmaz işlevi olan eğitim alanları bu yapıda bizzat caminin içine taşınmıştır. Yani caminin içine dershaneler ve bir de kütüphane kurulmuştur. Bu dershaneler ve kütüphane ibadete gelen, gelmeyen herkese açıktır ve bizzat namaz kılınan mekanda yer alır.
(1. Mahmut Kütüphanesinin Girişi- Ziyarete Kapalı)

Önce kütüphaneden başlayalım. Müzeye girdiğimiz zaman ana mekanın sağ tarafında yer alan yan nef üzerinde, bugün boş bulunan kütüphane kısmı yer alır. 1740 yılında inşa edilen bu kütüphane Osmanlı Padişahları içinde en fazla okul ve çeşme yaptıranlardan biri olan Sultan 1. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Kütüphanedeki kitaplar 1968 yılında Süleymaniye Kütüphanesine nakledilmiştir. Bu nakil sırasında çıkarılan envantere göre:

Toplam kitap sayısı:              8736
Din                                      4356
Edebiyat                              1261
Felsefe                                  800
Filoloji                                   621
Doğa Bilimleri ve Matematik  561
Tarih                                     506
Uygulamalı Bilimler                413
Toplum Bilimleri                    127
Genel                                     84
Güzel Sanatlar                       15
Tasnif Dışı                             42

Bu paha biçilmez kültür hazinesi yüzyıllar boyunca çeşitli hırsızlıklar, yağmalamalara maruz kalsa da önemli bir kısmı halen ayakta ve sağlamdır. Bu eserlerin an kısa zamanda ait oldukları yere, Ayasofya'ya geri getirilmesi en doğru tercih olacaktır.
(Kütüphanenin demir kapı tokmağında "ya fettah" yazıyor. Fetihle elde edilen anlamına geliyor)

Peki bu kütüphaneden kimler yararlanıyordu? Elbette caminin içinde ders gören öğrenciler, yani cemaat! Ayasofya'ya girdiğimiz zaman sağda solda karşımıza çıkan ahşap çitlerle çevrilmiş alanlarla karşılaşırız. Bu alanların genel adı maksure'dir. Ancak Ayasofya'daki maksureler aynı zamanda dershane işlevi görürdü. Namaz vakitleri dışında ana mekanda yer alan 11 adet maksurede sürekli dersler ve sohbetler yapılırdı. Bu maksurelerde her tarikattan bir eğitmen her konuda dersler verebilirdi. Doğal olarak bu dersler din ağırlıklıydı. Dileyen dilediği dersi, dilediği eğitmenden alabilir, ya da bu konuların dışında meraklara sahip olanlar kütüphanede yukarıda adı geçen konularda okuyabilir, araştırma yapabilirdi. Bu maksurelerin en büyüğü 42 en küçüğü ise 16 kişi alabilecek kapasitedeydi.
(Maksureler)

Sözün özü Ayasofya bir nevii açık öğretim fakültesi gibi çalışan bir mekandı. Öğrencilerse seçmeli ders esasına göre ders alabilirdi. Devam zorunluluğu da yoktu. Bir dersten sıkılan hemen yandaki maksureye geçip sararsa konuyu dinler, sarmazsa diğer maksureye geçebilirdi.

Ayasofya dışında hiçbir mabette kütüphanesi ve ayrı ayrı "dershaneleri" ile böyle bir organizasyon görülmez.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder