8 Ocak 2012 Pazar

Bir Karabasan'dan Ütopya'ya Yassıada'nın Kısa Tarihi

Yassıada sadece yakın tarihimizin değil, oldukça eski çağlardan beri politik sürgünlerin uğrak yeri olagelmiştir. Yassıada deyince ilk olarak akla 27 Mayıs yargılamaları ve Menderes'in idamı gelir. Ancak İstanbul'un diğer adaları gibi, Yassıada'da sadece yakın dönemde değil, Bizans'tan beri politik sürgünlere ev sahipliği etmiş, onların son günlerini burada eziyet çekerek tamamlamalarına zemin oluşturmuştur. Bizans devrindeki adı da yassı anlamına gelen Plati'dir.

Adanın bilinen ilk sürgünü 4. yy da Ermeni katoğigosu 1. Nerses'tir. Ayasofya'nın muhteşem İmparator kapısını Tarsus'tan söktürüp buraya yerleştiren İkona karşıtı İmparator Teofilos 830-40 arası adaya bir manastır inşa ettirmiştir. Teofilos ikona karşıtı son imparator olarak hakkın rahmetine kavuşunca, İkona taraftarı din adamları gönderildikleri sürgünlerden geri dönmeye başlarlar. Bunlardan biri olan Patrik İgnatios'ta 860 yılında 40 Azize'ye adanan bir kiliseyi adaya inşa ettirir. Bu manastırın altında kalan mahzenlerde ise mahkumlar korkunç şartlarda yaşam mücadelesi veriyorlardı. 12. yy'a gelindiğinde İmparator Manuel Komnenos adayı ve içinde harabe haline gelmiş manastırı yeniden ihya etti. Ancak Bizans zayıfladıkça İstanbul dışındaki yerlerde de denetimi azalmaya başlar. Bunun en güzel göstergesi de adaların sık sık korsanlar tarafından talan edilmesidir. 13. yy da Latin, 14. yy da Rus korsanlar tarafından Yassıada yağmalanır, buradaki keşişler ve mahkumlar öldürülür.
Diğer adalardan farklı olarak Yassıada, İstanbul'dan ulaşımı en zor ve en uzak adası sayılır. Bu nedenle fetihten sonra Osmanlı devrinde ada hep boş kalmış yerleşim olmamıştır. Ta ki, 1850 lerde İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Sir Henry Bulwer Yassıada'yı satın alıncaya kadar.


Sir Bulwer 1801 yılında doğmuş, henüz 30 yaşında İngiliz parlamentosuna seçilmiş soylu bir kişiydi. Daha sonra İngiliz Hariciye'sine girdi. 1837'de kısa bir süre İstanbul'da elçilik katibi olarak görev aldı. Ancak bu kısa süre onun İstanbul'a hayran kalmasına yetti. Kendinden önce görev yapmış efsanevi büyükelçi Sir Stanford Canning'in halefi olarak göreve başladığında Osmanlı Devleti tarihinde ilk kez Fransızları ve İngilizleri aynı anda yanına alarak Ruslara karşı Kırım Savaşını kazanmıştı. Tabii 1839'da yaptığı meşhur Baltalimanı Ticaret Anlaşması karşılığında..! 1855-56 Kırım Savaşı sayesinde İngiltere Galata'da adeta özerk bir yönetim ilan etmişti.
(Yassıada'da kadınlı erkekli kalabalık bir gurup)

İşte bugünlerde işbaşına gelen Sir Bulwer, Yassıada'yı satın alarak buradaki manastırın kalıntıları üzerine  anglo-sakson kalelerini andıran bir malikane inşa ettirdi. Manastırın mahkum hücrelerini ise şarap mahzeni olarak değerlendirdi. İstanbul'dan bazı adamlar getirterek burada üzüm bağları kurmaya çabaladı. Ancak 20. yy'da bile ulaşımı oldukça meşakkatli olan bu adaya, bu kadar yatırım yapılması gerçekten akıl dışı bir davranış olsa gerek. Nitekim halk arasında, Sir Bulwer'in adayı ileride İstanbul'u işgal etmeyi planlayan İngiliz hükümetinin burayı üs olarak kullanması için satın aldığı dedikodusu yaygındı. Bir de tabii kadınlı erkekli kabalık gurupların adaya gidip gelmesi cinsel fantezi düşkünü bir kısım ahalinin başka dedikodularına da yol açıyordu. Neticede bu çılgın ütopya büyükelçinin parasının bitmesiyle sona erdi. Sir Bulwer 7 sene görev yaptığı İstanbul'dan ayrılırken adayı da Mısır Hidivi İsmail Paşa'ya sattı. İsmail paşa asla ayak basmayacağı bu adayı neden satın aldığı ise Süveyş Kanalı açılırken açıklığa kavuşacaktır. Kaz gelecek yerden civciv esirgenmez.


Sir Bulwer'den 25 yıl sonra İstanbul'a gelerek adayı gezen Gustave Schlumberger henüz otuz yıl önce inşa edilmiş şato ve malikanenin içler acısı bakımsızlığını ve Hidiv'den maaş alan birkaç bekçinin buradaki korkunç yanlızlığını Prens Adaları adlı seyahatnamesinden okuyoruz. Gustave Schlumberger'e göre bu proje gerçekten "çılgınca" idi.
Ada 1947 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Hidiv ailesinin mirasçılarından satın alındı ve sonrası malum burada kurulan Deniz Üssünde Cumhuriyet tarihinin en önemli duruşmaları gerçekleşti ve Prens Adalarında Bizans'tan beri yüzlerce kez tekrarlanan bir gelenek rücu etti. Başbakan Menderes idam edildi.

Bugün hala uzaktan baktığımızda Sir Bulwer'in Anglo-Sakson şatosunun güzel silüeti ile Menderes'in idam edildiği askeri tesislerin ürkütücü ve çirkin silüeti birbirine karışır. Kültür Bakanlığı şimdi burada bir "demokrasi müzesi" kuracakmış. Umarım restorasyona önce bu egzantrik şatodan başlarlar ve o çirkin yapıların hepsini yıkarlar...


 (Adanın bugünkü çirkin hali)
(Adanın ikinci sahibi Hidiv İsmail)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder