Adanın bilinen ilk sürgünü 4. yy da Ermeni katoğigosu 1. Nerses'tir. Ayasofya'nın muhteşem İmparator kapısını Tarsus'tan söktürüp buraya yerleştiren İkona karşıtı İmparator Teofilos 830-40 arası adaya bir manastır inşa ettirmiştir. Teofilos ikona karşıtı son imparator olarak hakkın rahmetine kavuşunca, İkona taraftarı din adamları gönderildikleri sürgünlerden geri dönmeye başlarlar. Bunlardan biri olan Patrik İgnatios'ta 860 yılında 40 Azize'ye adanan bir kiliseyi adaya inşa ettirir. Bu manastırın altında kalan mahzenlerde ise mahkumlar korkunç şartlarda yaşam mücadelesi veriyorlardı. 12. yy'a gelindiğinde İmparator Manuel Komnenos adayı ve içinde harabe haline gelmiş manastırı yeniden ihya etti. Ancak Bizans zayıfladıkça İstanbul dışındaki yerlerde de denetimi azalmaya başlar. Bunun en güzel göstergesi de adaların sık sık korsanlar tarafından talan edilmesidir. 13. yy da Latin, 14. yy da Rus korsanlar tarafından Yassıada yağmalanır, buradaki keşişler ve mahkumlar öldürülür.
Diğer adalardan farklı olarak Yassıada, İstanbul'dan ulaşımı en zor ve en uzak adası sayılır. Bu nedenle fetihten sonra Osmanlı devrinde ada hep boş kalmış yerleşim olmamıştır. Ta ki, 1850 lerde İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Sir Henry Bulwer Yassıada'yı satın alıncaya kadar.
Sir Bulwer 1801 yılında doğmuş, henüz 30 yaşında İngiliz parlamentosuna seçilmiş soylu bir kişiydi. Daha sonra İngiliz Hariciye'sine girdi. 1837'de kısa bir süre İstanbul'da elçilik katibi olarak görev aldı. Ancak bu kısa süre onun İstanbul'a hayran kalmasına yetti. Kendinden önce görev yapmış efsanevi büyükelçi Sir Stanford Canning'in halefi olarak göreve başladığında Osmanlı Devleti tarihinde ilk kez Fransızları ve İngilizleri aynı anda yanına alarak Ruslara karşı Kırım Savaşını kazanmıştı. Tabii 1839'da yaptığı meşhur Baltalimanı Ticaret Anlaşması karşılığında..! 1855-56 Kırım Savaşı sayesinde İngiltere Galata'da adeta özerk bir yönetim ilan etmişti.
(Yassıada'da kadınlı erkekli kalabalık bir gurup)
Sir Bulwer'den 25 yıl sonra İstanbul'a gelerek adayı gezen Gustave Schlumberger henüz otuz yıl önce inşa edilmiş şato ve malikanenin içler acısı bakımsızlığını ve Hidiv'den maaş alan birkaç bekçinin buradaki korkunç yanlızlığını Prens Adaları adlı seyahatnamesinden okuyoruz. Gustave Schlumberger'e göre bu proje gerçekten "çılgınca" idi.
Ada 1947 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Hidiv ailesinin mirasçılarından satın alındı ve sonrası malum burada kurulan Deniz Üssünde Cumhuriyet tarihinin en önemli duruşmaları gerçekleşti ve Prens Adalarında Bizans'tan beri yüzlerce kez tekrarlanan bir gelenek rücu etti. Başbakan Menderes idam edildi.
Bugün hala uzaktan baktığımızda Sir Bulwer'in Anglo-Sakson şatosunun güzel silüeti ile Menderes'in idam edildiği askeri tesislerin ürkütücü ve çirkin silüeti birbirine karışır. Kültür Bakanlığı şimdi burada bir "demokrasi müzesi" kuracakmış. Umarım restorasyona önce bu egzantrik şatodan başlarlar ve o çirkin yapıların hepsini yıkarlar...
(Adanın bugünkü çirkin hali)
(Adanın ikinci sahibi Hidiv İsmail)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder