Ancak bu zihniyet yeni değil. Günümüzden tam yüzyıl önce İttihat ve Terakki devrinin Şehremini Cemil Topuzlu Paşa'da bugün hala tartışılan bir kararla Sultanahmet meydanındaki tarihi Türk mahallesini kaldırarak bugünkü meydanı açmış, bunu da çok büyük bir "hizmet" olarak yansıtmıştır. Oysa yıkılan Türk mahallesinin bakiyesi olan Soğukçeşme sokağını hayran hayran gezenler, bu sokağa yeniden can veren Çelik Gülersoy'u sevgiyle yad ederler. Cemil Topuzlu ise sadece Kadıköy'de bir bulvar adresidir.
Cemil Topuzlu "Avrupa görmüş" bir Osmanlı münevveri olarak, oralarda gezip dolaştığı meydanları ve bulvarları çok beğenmiş, "neden bizde meydan yok" diyerek, medeniyeti meydan ve bulvar açmak olarak algılamıştır. Tıpkı Süleyman Demirel'in Colorado nehri üzerindeki Boulder barajını 3 gün boyunca hayranlıkla seyredip, ülkeye döndüğünde ilk iş dağı taşı barajla doldurması gibi. Topuzlu Paşa ise ilk iş Üsküdar'da Doğancılar Parkı, Fatih'te Hava Şehitleri Parkı gibi parklar açmıştır. Ancak onun en büyük ideali, yüzyıllar içinde kendine ait bir doku oluşturmuş, İstanbul'un kadim merkezi Sultanahmet ve Ayasofya civarını "temizleyerek" bir meydan açmak düşüncesi olmuştur. Tam da bu sırada meşhur İshakpaşa yangını çıkmış, ancak yangına yeterince müdahale edilemediği için yangın Sultanahmet meydanındaki tarihi mahalleye de sıçramış ve mahalle yanarak kül olmuştur. Cemil Paşa bu yangına kasten müdahale etmemekle itham edilmiştir. Kendisi yazdığı anılarında bu iddiaya şöyle cevap veriyor: "Ayasofya ve Sultanahmet camilerinin arasında bulunan yangın yerlerini istimlak ettim. Buradaki kocaman mahalle iki camiyi kapatıyordu. Hatta benim yangını söndürtmediğim rivayetleri bile çıkarıldı! Halbuki bu yalandır. Yanlız yandıktan sonra sevindiğimi söyleyeceğim. Oralarda yeniden inşaata müsaade etmedim" Paşa yangına hiç üzülmüşe benzemiyor, aksine sevinmiş. Bu arada Balkan harblerinin yaşandığını ve İstanbul'a trenlerle harpten kaçan yüzbinlerce kişinin sığındığını ve çok ciddi konut sıkıntısının yaşandığını not edelim.
(1912 Yangını)
Ancak paşanın bir de sıkıntısı vardır. Meydanın tam ortasında bir hamam! Üstelik İmparatorluk topraklarındaki en büyük hamam. Üstelik Sinan'ın eseri! Kanuni'nin eşi Hürrem Sultan tarafından yaptırılmış Haseki Hürrem Hamamı. Paşa burayı da yıkmayı çok arzular, ancak muvaffak olamaz. Anılarında bu duruma şöyle hayıflanıyor: " Bütün arsaları, bugün meydanda gördüğünüz hamam da dahil olmak üzere istimlak ettim. Oraya mimari estetikten uzak, biçimsiz bir adi bahçe değil, Paris'teki 'Plas dö la Konkort' gibi ortasında muazzam bir abide bulunan asfalt bir meydan yapmak istiyordum. Projeler hazırlattım, bunu Avrupa'da mimar ve şehircilik mütehassısları arasında müsabakaya koydum. Fakat Muhafaza-i Asar-ı Atika cemiyeti başında eski sadrazam Sait Paşa olduğu halde arzuma muhalefet etti" Paşa hamamı yıkamadığı için pek yeislenmiş, içinde ukde kalmış!
(Cemil Bey'den önceki Sultanahmet Bölgesi)
Tarlabaşı, İstiklal Caddesi ve nihayet Taksim'deki kentsel dönüşüm projelerinin temel açmazı budur. Kimseye danışmadan alınan kararlar gelecek kuşakların sosyal hayatını, yaşam tarzını etkiliyor, yöndendiriyor. Paris'in asfaltlı meydanlarına hayran olan zihniyet o meydanları oluşturan mimari dokuyu, o dokuyu oluşturan yaşam kültürünü görmezden geliyor. Yoksulları kovalayıp AVM tapınakları dizerek şehri dizayn ederseniz 50 yıllık periyotlar halinde kompartımanlaşmış, birbirine yabancılaşmış nesiller yetiştirirsiniz. Ziya Gökalp'in deyimiyle "kaideci fakat an'anesiz bir toplum" oluruz.
Taksimdeki kentsel dönüşüm sürecine muhalefet edenler sürecin içine toplumun tüm kesimlerinin dahil edilerek kararlar alınmasını istiyorlar ve henüz onlara kulak veren olmadı. 1912'de İttihatçıların şehircilik anlayışı 100 yıldır çok da değişmemiş anlaşılan...







Yapılan ve yapılması düşünülen pek çok proje rantın ötesinde düşünürsek neden yapılıyor henüz aklım almıyor. Keşke dokunulmasa ve böyle kalsa. Hani diyorum ki İstanbul'da belirli bölgelere dokunulmasın bir kaç on yıl daha. Mümkünse korumayı aşan restorasyon bile yapılmasın. Şu kuşaklar muktedirlikten bir emekli olsun. Çekilsinler karar vericilikten ve hatta hayattan. Yeni kuşaklar adamakıllı birşeyler yapacaktır sonrasında.
YanıtlaSiltasarım tartışılır ve geliştirilir. Bunlar yalnızca teknik meseleler. Gerçekten taksim meydanı olarak anılan yerin gerçekten bir meydan olmaktansa kavşak olması hoşa gidecek bir şey midir? yayalaştırma ve eskiden sahip olunan değerli olabilecek yapıların rekonstrüksiyonu bana doğru geliyor. Katıldığım tek nokta ise bu yapının alışveriş merkezi olarak değerlendirilmesinin büyük bir aymazlık olacağıdır. kamusal alanları şahıs mülkiyetlerine terketmektir bunun adı. burada ya gerçek bir kültür merkezi ya da bir üniversite kampüsü(özel ya da vakıf değil) olması daha şık olurdu. hem de herkesin ziyareti daha mümkün bir hal alırdı.
YanıtlaSilüniversite kampüsü fikri bence çok güzel neden olmasın zaten şu anda istanbul medeniyet üniversitesi adında bir devlet üniversitesi var istanbulda ancak adına yakışır bir kampüse sahip değil. kışla yeniden yapılıp bu üniversiteye kampüs olarak verilebilir
SilSayın okur, projede topçu kışlasının üniversite olacağına dair hiçbir öngörü yok. Medeniyet üniversitesi nereden çıktı, onu da bilmiyorum. AVM ya da Üniversite; Taksim'deki halka açık tek yeşil alanın dört duvar arasına sıkıştırılmasında ne gibi bir "kamu yararı" var, ben anlamadım. Ayrıca yazdığım yazı Taksim meydanında neyin iyi neyin kötü olduğu tartışması değil. Karar alma süreçlerindeki "ben yaptım oldu" tutumudur...
SilBence saçma. Cemil Topuzcu'nun yaptığı gibi zamanında İsmet İnönü yıkmış işte. Şimdi ise düzeltiliyor ne var bunda.
YanıtlaSilBu sonuça sebebiyet veren nedenler ortada duruyor. Alsında taksim meydanı için gösterilen gerekçe trafiğin yoğun olmasıdır, bunu da önlemenin yolu trafik yoğunluğunu azaltmaktır. Böyle yapılmıyor, aksine daha yoğun trafiği o bölgenen sürküle etmenin yolunu açıyorlar, dahası da kısa bir süre sonra trafik o bölgede yine tıkanacaktır malumunuz olduğu üzre. Yapılan benzer kavşakları gördükçe orada da korkunç bir dehliz yayalara yol vermeden oraya bir ucube olarak yerleşecektir. Mesala Topkapı surlarının önündeki yeni yapılan kavşak labirentlere dönüşen dehlizler hakkında iyi bir örnektir. Kent, tarih ve gelecek buna reva mı? İnsanları biraz merhametli olmaları gerekli, hatta çok merhametli olmalı insanlar. Bunlarda bu merhameti göremiyoruz. Hiçbir şeye dokunmasınlar. Hele tarihe hiç dokunmasınlar. Tarih üzerine bukadar hamaset yapıp bu kadar yıkıcı olmak bize çok acı veriyor.
YanıtlaSil