Doğan Kuban'ın İş Bankası yayınlarından çıkan "İstanbul: Bir Kent Tarihi" adlı kapsamlı kitabının 220. sayfasında yer alan bir kitap resmi oldukça ilgimi çekti. Resim fetihin üzerinden henüz iki sene geçtikten sonra yapılmış. Sadece bu bilgi bile resme ilgiyi kamçılıyor. Ancak resmi ilginç kılan sadece yapılış tarihi değil elbette. Büyük olasılıkla fethi sadece anlatılanlardan dinleyen bir ressamın elinden çıkan bu resim, içinde hem belgesel nitelikte gerçeklikler taşıyor, hem de masalsı yorumlarla gerçeği epeyce deforme ediyor.
1455 yılında yapılan bu resmi incelemeye başladığımızda ilk dikkatimi çeken, şaşırtıcı bir şekilde kent kuşatmasının verilebilecek en doğru noktadan, Topkapı-Bayrampaşa tarafında kurulmuş Otağ-ı Hümayun'u merkez alarak, ufuk çizgisinin epeyce üstünden, hem savunucuları, hem de kuşatmacıları, görülebilecek en güzel noktadan ele almasıdır. Doğru bir renklendirme ile kırmızı olarak çizilen Otağ-ı Hümayun'un hemen önündeki figür büyük olasılıkla Fatih Mehmet'tir. Ancak hayatında hiç Osmanlı Sultanı görmemiş olan ressam olsa olsa bizim krallar gibidir diye düşünmüş olacak ki, Fatih'i Fransa kralı gibi resmetmiş.
Hem Haliç hem Marmara yönünü, hem de Konstantinopolis'i üçgen şeklinde gördüğümüz bu resimde dikkate değer bir diğer ayrıntı da varlığı zaman zaman tartışma konusu olmuş olan Sütlüce Ayvansaray arasına kurulmuş sahra köprüsüdür. Bu köprü Haliç tarafını tutan Zağanos Paşa tarafından ahşap dubalar üzerine kurulmuş, istihkam ve zaman zaman da top atışlarının yapıldığı saldırı amaçlı bir köprü idi. Bu nedenle bu köprüye Haliçteki en eski köprü diyebiliriz. Bu köprünün hemen altında da Zağanos Paşanın karargahı olan kırmızı çadırı görebiliyoruz.
Diğer bir renkli ve gerçekçi ayrıntı ise gemilerin karadan Haliç'e indirilmesi sahnesi. Burada çok gerçekçi bir biçimde o dönemde koy olan Dolmabahçe'den gemilerin karaya çıkarıldığını ve Galata sırtlarından Haliç'e indirildiğine şahit oluyoruz.Ayrıca Haliçte savunuculara destek vermek amacıyla gelmiş olan yüksek bordalı Venedik Kalyonlarını da görmemiz mümkün. Galata ise büyük bir sessizliğe gömülmüş, olacakları sadece seyreden Cenevizlilerle dolu. Bu bölümde ayrıca Galata Kastellion'undan (bugünkü Karaköy Yeraltı Camii) kaşı tarafa çekilen ve Haliç'i kapatan meşhur zinciri de görebiliyoruz.
Başka bir ayrıntı da Macar Mühendis Urban'ın döktüğü iki top. Kuşkusuz bu iki topun yarattığı dehşet ve korku ta Fransa'ya dek ulaşmış ve ressam bu ayrıntıyı da resimde vermek istemiştir.
Son olarak dikkate değer en önemli ayrıntı kentin içindeki devasa kilisedir. Çift sıra surları ve o surlar arasında kenti savunan askerleri doğru çizen ressam, hayatında Ayasofya'yı ya da bir Bizans Ortodoks kilisesini hiç görmemiş olacak ki, tıpkı Fatih'i bir Fransız Kralı olarak betimlemesi gibi Ayasofyayı da bir Latin Katolik kilisesi gibi betimlemiş. Gotik tarzda, ana kapının her iki yanında iki büyük kulesi ve gül penceresi olan böyle bir kilise Konstantinopolis'te hiçbir zaman var olmadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder