İstanbul'un Fethi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul'un Fethi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2012 Pazar

Bir Fransız Kitap Resminde Fetihin İzlerini Sürmek

Doğan Kuban'ın İş Bankası yayınlarından çıkan "İstanbul: Bir Kent Tarihi" adlı kapsamlı kitabının 220. sayfasında yer alan bir kitap resmi oldukça ilgimi çekti. Resim fetihin üzerinden henüz iki sene geçtikten sonra yapılmış. Sadece bu bilgi bile resme ilgiyi kamçılıyor. Ancak resmi ilginç kılan sadece yapılış tarihi değil elbette. Büyük olasılıkla fethi sadece anlatılanlardan dinleyen bir ressamın elinden çıkan bu resim, içinde hem belgesel nitelikte gerçeklikler taşıyor, hem de masalsı yorumlarla gerçeği epeyce deforme ediyor.
1455 yılında yapılan bu resmi incelemeye başladığımızda ilk dikkatimi çeken, şaşırtıcı bir şekilde kent kuşatmasının verilebilecek en doğru noktadan, Topkapı-Bayrampaşa tarafında kurulmuş Otağ-ı Hümayun'u merkez alarak, ufuk çizgisinin epeyce üstünden, hem savunucuları, hem de kuşatmacıları, görülebilecek en güzel noktadan ele almasıdır. Doğru bir renklendirme ile kırmızı olarak çizilen Otağ-ı Hümayun'un hemen önündeki figür büyük olasılıkla Fatih Mehmet'tir. Ancak hayatında hiç Osmanlı Sultanı görmemiş olan ressam olsa olsa bizim krallar gibidir diye düşünmüş olacak ki, Fatih'i Fransa kralı gibi resmetmiş. 
Hem Haliç hem Marmara yönünü, hem de Konstantinopolis'i üçgen şeklinde gördüğümüz bu resimde dikkate değer bir diğer ayrıntı da varlığı zaman zaman tartışma konusu olmuş olan Sütlüce Ayvansaray arasına kurulmuş sahra köprüsüdür. Bu köprü Haliç tarafını tutan Zağanos Paşa tarafından ahşap dubalar üzerine kurulmuş, istihkam ve zaman zaman da top atışlarının yapıldığı saldırı amaçlı bir köprü idi. Bu nedenle bu köprüye Haliçteki en eski köprü diyebiliriz. Bu köprünün hemen altında da Zağanos Paşanın karargahı olan kırmızı çadırı görebiliyoruz.
Diğer bir renkli ve gerçekçi ayrıntı ise gemilerin karadan Haliç'e indirilmesi sahnesi. Burada çok gerçekçi bir biçimde o dönemde koy olan Dolmabahçe'den gemilerin karaya çıkarıldığını ve Galata sırtlarından Haliç'e indirildiğine şahit oluyoruz.Ayrıca Haliçte savunuculara destek vermek amacıyla gelmiş olan yüksek bordalı Venedik Kalyonlarını da görmemiz mümkün. Galata ise büyük bir sessizliğe gömülmüş, olacakları sadece seyreden Cenevizlilerle dolu. Bu bölümde ayrıca Galata Kastellion'undan (bugünkü Karaköy Yeraltı Camii) kaşı tarafa çekilen ve Haliç'i kapatan meşhur zinciri de görebiliyoruz. 
Başka bir ayrıntı da Macar Mühendis Urban'ın döktüğü iki top. Kuşkusuz bu iki topun yarattığı dehşet ve korku ta Fransa'ya dek ulaşmış ve ressam bu ayrıntıyı da resimde vermek istemiştir.
Son olarak dikkate değer en önemli ayrıntı kentin içindeki devasa kilisedir. Çift sıra surları ve o surlar arasında kenti savunan askerleri doğru çizen ressam, hayatında Ayasofya'yı ya da bir Bizans Ortodoks kilisesini hiç görmemiş olacak ki, tıpkı Fatih'i bir Fransız Kralı olarak betimlemesi gibi Ayasofyayı da bir Latin Katolik kilisesi gibi betimlemiş. Gotik tarzda, ana kapının her iki yanında iki büyük kulesi ve gül penceresi olan böyle bir kilise Konstantinopolis'te hiçbir zaman var olmadı.

Sonuç olarak Fetih'ten çok kısa bir süre sonra yapılan bu kitap resmi belgesel niteliği açısından oldukça değerli bir belgedir. Mit ile gerçeği bir arada görmek açısından bizi eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor...




22 Mayıs 2011 Pazar

İstanbul'un Fethini Yeniden Okumak ya da Ezberleri Bozmak

Fatih, 29 Mayıs 1453 Salı günü İstanbul surlarından içeri beyaz atıyla girdiği zaman, son Bizans İmparatoru 11. Konstantin Paleiologos elinde kılıçla son nefesini veriyordu. Kuşkusuz bu olay insanlık tarihini değiştirmiştir. Bazı tarihçilere göre Roma İmparatorluğu Bizans'ın düşmesiyle yok olmamış, şekil değiştirmiştir. Bir dönem Roma'da Papanın danışmanlığını yapan Grek kökenli filozof Georgios Trapezuntios 1466 yılında Fatih'e yazdığı mektubunda şöyle diyor: "Roma İmparatorluğunun başkenti Konstantiniyye'dir... Dolayısıyla siz Romalıların meşru imparatorusunuz... ve kim ki Romalıların İmparatorudur ve öyle kalır, o zaman da tüm dünyanın İmparatorudur." Burada Osmanlı'nın Roma İmparatorluğunun varisi olduğu kastedilir ki bunda haklılık payı vardır.

Bilinen resmi tarih Müslüman Türklerin kahramanlıkları, Hristiyan Bizans'ın "kahpe"likleri üzerine kuruludur. Ancak Fetih sadece Bizans'a yönelik bir hareket değil aynı zamanda Türk'ün Türk'e karşı bir iç savaşı olmuştur. Bu konuyu iki örnekle açıklamaya çalışalım. İstanbul'un fethi esnasında Müslüman Türklere karşı, şehri Bizans kuvvetleriyle omuz omuza savunan ve Müslüman Türkleri katleden Osmanlı Şehzadesi Orhan'dan ve Osmanlı ordularıyla birlikte Hristiyanlara karşı savaşan Hristiyan birliklerinden bahsedelim.
(Resmi Tarih Anlayışını Ti'ye Alan Kahpe Bizans Filminin Afişi)

Fetret dönemi padişahlarından Emir Süleyman (Süleyman Çelebi) 1402-1411 yılları arasında hüküm sürüp hutbe okutan ve para darp eden bir şahsiyettir. Kardeşi Mehmet Çelebi (1. Mehmet) ile girdiği iktidar mücadelesini kaybedince soy Mehmet Çelebi üzerinden devam etmiş, Süleyman Çelebi'nin soyu adeta tarihten kazınmıştır. İşte bu soydan olan Süleyman Çelebi'nin torunu şehzade Orhan, zaman zaman çağdaşı II. Murat ve oğlu II. Mehmet'e başkaldırmış ancak başarılı olamamıştır. Bu çaresizlik içinde Bizans'a sığınmış ve Bizans tarafından adeta rehin alınmıştır. Cem Sultan vakasının erken bir tezahürü olan Şehzade Orhan vakasındaki fark, şehzade Orhan'ın şehrin kuşatılması sırasında bizzat Osmanlılara karşı savaşmasıdır. Yanında kendine bağlı 600 kişilik bir Müslüman birlikle şehrin Yedikule surlarının bulunduğu bölgenin savunmasını üstlenmiştir. Kuşkusuz şehir düşerse sonunun idam olacağını biliyordu. Çünkü Bizans sık sık Fatih'i ve babası II. Murat'ı Orhan üzerinden tehdit ediyordu. Nitekim korktuğu başına geldi ve fetihten hemen sonra yakalanarak idam edildi. Fatih'in meşhur "nizam-ı alem için kardeş katli vaciptir" kanunnamesi yaşadığı dönemin özeti gibidir.

Diğer bir husus ise Fatih'in ordularında savaşan hıristiyan askerlerdir. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin İstanbul’un Fethi maddesinde konuya ilişkin birkaç satırları görmek mümkün. “Osmanlı ordusunda bilhassa toprak altında tünel kazan (lağımcı) grup arasında 300 kadar Sırp madencinin bulunduğu, ayrıca Alman, Bohemyalı, Macar ustaların görev yaptığı belirtilir. Silah ve teçhizat yönüyle çok kuvvetli olan orduda asıl gücü Anadolu ve Rumeli tımarlı askerler teşkil etmekteydi.(Prof. Dr. Ferudun Emecen)”  Bu Sırp lağımcılar Navo Brado gümüş madenlerinden getirilen ortodokslardır. Ayrıca şehrin düşmesinde en önemli rollerden birinin  Macar topçu ustası Urban'ın oynadığına kuşku yok. Urban, kuşatma sırasında hıristiyandır ve "şehit" olmuştur. Kuşkusuz bu birlikler Varna Savaşından sonra Osmanlı'ya Tımar sistemiyle bağlanmış ancak dinlerini değiştirmemiş Hristiyan sancak beylerinin bir bağlılık göstergesiydi. Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt'ın ordusundaki Hristiyan birliklerini gören Timur, Osmanlı ordusunu "kafir" ilan etmekten geri kalmamıştır. 
(Sultan Abdülaziz tarafından İngiltere Kraliçesi Viktoria'ya hediye edilen ve bugün İngiltere'de bulunan Urban topu. Bu top iki parçaya bölünmesiyle taşıma kolaylığı sağlıyordu ve döneminde bu büyük bir avantajdı)


Tüm bunlardan anlaşılıyor ki Fetih bugün algılandığı gibi ana ideolojik ekseni sadece din olan bir hareket değildir. Din ile olan ilişki son derece pragmatik görünüyor. Bu konu ile ilgili Halil İnalcık'ın 1952 yılında Belleten dergisinde yayınladığı makaleler çok önemli bir yol açmıştır. Ayrıca Emine Çaykara ile yaptığı nehir röportajı "Tarihçiliğin Kutbu" kitabını okuyabilirsiniz.