O sabah Hacopulo pasajında her zamanki yeknesak sabahlardan biriydi. Dışarısı sonbahar olmasına rağmen çok sıcak, lakin avlunun içi her zamanki gibi serindi. Sessizliği Sen Antuan’ın avlusundan buraya hicret eden güvercinlerin kanat sesleri, bir de açılan kepenklerin mekanik gürültüsü bozuyordu. Çaycı Hasan ocağı yakmış, çırağı kaşıkları parlatmakla uğraşıyordu. Hanın erkencileri hamallardı. Onlardan sonra düğmeci Nikol Usta, sonra Marko, sonra kurdeleci Ayten, sonra şapkacı Katya gelirdi. Nikol usta podima çakıllarla döşenmiş pasaj zeminini dükkâna bağladığı hortumuyla güzelce sular, sabah serinliğine bir de toprak kokusu eklenirdi. Sen Antuan’ın güvercinleri susuzluklarını Nikol ustanın suyuyla giderirdi. En son Güler Eczanesi açardı. Dacat Bey kısa ancak sağlam yapısıyla kepengi tek seferde kaldırır, dükkânı açınca radyodan yurttan sesler dinlerdi. En çok Şebinkarahisar türküleri çalınınca mutlu olur, hemen çaycı Hasan’dan bir çay söyler, derin derin iç çekip sigara içerdi. Dacat Bey bu aralar hepimiz gibi dertliydi. Pasajdaki dükkânların yarısı korkudan 1 aydır kapalıydı. Pasaj büyük badire atlatmıştı. Dacat Bey’i de soyadının Güler olması ve eczanenin adının soyadı ile aynı olması kurtarmıştı. 6-7 Eylül karmaşasında cam çerçeve indirip elini kolunun kesen Güler eczanesine koşmuş, Dacat bey de çaresiz pansuman yapmış, dikiş atmış, yarası derin olanları da hastaneye yollamıştı. Bu gözü dönmüşler pasajın içine bakıp “burada Rum-Ermeni var mıdır?” diye sorduğunda Dacat Usta “yoktur evlat, hepsi öz be öz Türk’tür” diyerek kalabalığı engellemişti. Pasaj esnafına önceden haber verip Türk bayrağı, Atatürk, Fatih resmi astırtan da odur. Esnaf bazı tabelaları da sökmüştü. Ancak yine de birkaç dükkân yağmadan kurtulamadı. İplikçi Loretta onlardan biriydi. Bu zavallı kızcağızın ipliklerini, kurdelelerini yerlere saçıp bütün pasaj boyunca zemini gökkuşağı rengine boyadılar. Zavallı Loretta’cık bu manzara karşısında düşüp bayıldı. Dacat Usta’nın eczanesine, oradan da eve yolladık. Bir aydır yok ortada. Dükkânı o uğursuz günün yükünü hala sırtında taşıyor.
Hamallar her zaman çaycı Ahmet’in çay ocağında oturup iş beklerlerdi. Bir çağıran oldu mu sedyeyi sırtladıkları gibi koşar adım yola revan olurlardı. Tıknaz ama güçlü kuvvetli adamlardı. O sabah yine çaylarını yudumlayıp iş bekliyorlardı. Ancak iş yoktu. Kolay değil, Beyoğlu’nun yarısı yakılıp yıkılmıştı. Dükkânlar talan edilmiş, işler azalmıştı.
Pasajın kapısından Dacat Bey’in havaî oğlu Ara yine elinde fotoğraf makinesiyle belirdi. Hamallar Ara’yı tanıdıklarından hiç istiflerini bozmadılar. Ara, Çaycı Hasan’ın halini hatırını sordu, “keyfi yok, çaylar bile bozuldu” cevabını aldı. Çaycının önünde üç hamal oturup bir şeyler tartışıyordu sessiz sessiz. Ortadaki diğerlerine akıl veriyordu, ama ne tartışıyorlardı bilmek kabil değil. Ara, biraz geriye çekilip bunlara hissettirmeden ardı ardına deklanşöre bastı. Hamallar bir ara Ara’ya dönüp baktılar “her zaman ki Ara işte” edasıyla yine dönüp kendi dünyalarına daldılar. Ne de olsa babasının çok ekmeğini yemişlerdi. Ara, hamallara ve kendine çay söyleyip yanlarına oturdu. Başladılar sohbete.
Onlar böyle sohbet ederken pasajın kapısından ince, uzun boylu zayıf bir genç girdi. Birkaç saniye pasajın içine dikkatlice baktı. Son birkaç gündür önce Sen Antuan’ın avlusuna sonra buraya geliyor, sabah çayını burada içiyordu. Elinde bir defter sürekli bir şeyler karalıyordu. Üstü başı bakımsızdı. Çay ocağının taburelerinden birine çöktü. Ara onu görünce selamlaştılar, çırak pırıl pırıl askısından tavşankanı çayı eline tutuşturdu. Ara çayını bitirdi, ayaklandı. Babasının eczanesine doğru yönelince önünü kestim. “Yahu Ara” dedim “kimdir bu, devamlı buraya geliyor, elinde defter bir şeyler yazıp duruyor”. Ara, dönüp geriye baktı. Bizim hayalet müsveddesi başını kaldırmış uçuşan güvercinleri izliyordu. Ara Güler’ek “ha o mu, o şairdir, İlhan’dır adı, iyi şairdir ha, arkadaşımdır” dedi.
İlhan hala yukarıda uçuşan güvercilere bakıyor bir yandan da defterine bir şeyler karalıyordu. Çayı çoktan yarılamıştı…
Şiir
Hacopulo Pasajı Sakinleri
(Bir Ağızdan)
Biz Hacopulo sakinleri,şapkacı terzi düğmeci kuaför kurdeleci biz
Biz Nikol, Yurda, Marko, Ayten, Mıgirdıç, Katia, Küçük İplikçi Kız Loretta biz
Her gün uyanır bakarız sabah makasımız iğnemiz ipliğimiz
Hergün bakarız akşam üstümüz başımız-nasıl da sürer yaşam
Biz Hacopulo sakinleri,şapkacıterzi düğmeci kuaför kurdeleci biz
(İLHAN BERK-PERA)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder