29 Nisan 2023 Cumartesi

Paris Seyahatnamesi

 Bir önceki yazımda Paris seyahatine nasıl hazırlandığımı sizlerle paylaşmıştım. Bu yazıda Pariste geçirdiğim bir haftayı nasıl planladığımı, neleri yapıp neleri yapamadığımı, gezip gördüğüm yerleri paylaşacağım 

Başlayalım

Bir Devlet Podyumu Olarak Paris 

Paris hiç kuşkusuz modern ulus devletin ilk inşa edildiği, devletin ve ulusun en fazla yüceltildiği başkentlerden biri. Bir değil iki tane zafer takı var, 1789, 1830, 1870 devrimlerinin izleri her köşe başında duruyor. Koca şehri bir gösteri ve kontrol merkezi olarak hesaplayan Haussmann şehirciliği devleti bir tapınma nesnesi haline getirmiş. Saraylar, konaklar, kışlalar, parklar her şey devleti yücelten bir tarzda tasarlanıp inşa edilmiş. Fransızlar emperyal geçmişlerinin her anını şehrin her köşesinde insanlara hatırlatıyor. Bu durumdan rahatsız olmamak mümkün değil. Tüm şehir adeta bir güç gösteri merkezi olarak planlanmış. Modernizmi kısaca kontrol toplumu olarak tanımlarsak mimari olarak Paris bunun en güzel örneği. Özellikle 1848 devriminden sonra başa geçen III. Napolyon Kont Haussmann’a Pariste bir daha barikat savaşları istemediğini, bu yüzden olabildiğince geniş bulvarlar açarak toplam 12 topla koca şehri kontrol etmek istediğini belirtince Haussmann,  Etoile de Charles De Gaule zafer takını merkeze koyan bu günkü şehir tasarımını hayata geçirmiş. O dönem başta Baudelaire olamak üzere tüm şehri dümdüz edip yeni baştan kuran bu yıkıma itiraz edenler olmuş ama nafile. Paris 1870 Prusya kuşatmasında bu tasarımın iç düşmanı kontrol etmekte işe yaradığını ama dış düşmanın işini kolaylaştırdığını yaşayarak öğrendi. 1940’da Nazi tankları kolayca Paris’e girerken Haussmann’ı ve III. Napolyon’u hayırla andılar mı bilmiyorum 


Müzeler Şehri Paris 

Pariste her şeyin bir müzesi var. En ünlüleri elbette Louvre. Ancak Louvre için değil bir gün, benim gibi meraklı bir sanatseverseniz bir hafta bile yetmez. Bu nedenle bizim tercihimiz daha az bilinen ama özel meraklarımıza daha uygun müzeleri gezmek oldu. Bunları aşağıda anlatacağım.


Pariste popüler müzeler ücretli ve biletlerinizi çok beklememek için internetten almanızı tavsiye ederim. Bizim gittiğimiz tek popüler müze Musée D’orsay’dı ve bileti internetten almakla çok hayırlı bir iş yaptığımızı kapıdaki kuyruğu görünce hemen anladık. Bunun dışında sanıyorum Paris belediyesine bağlı ücretsiz müzeler var. Bunlardan en beğendiklerimiz Modern Sanat Müzesi, Petit Palais oldu. Özellikle Modern Sanat Müzesindeki Dufy ve Matisse salonu çok etkileyici. Bunun dışında Petit Palais’de dönemler ve koleksiyonlar içinde çok kıymetli eserleri ücretsiz olarak görmeniz mümkün. 







Özel ilgi alanımıza giren Mimarlık Müzesi Eyfel Kulesinin karşısında Tracadero meydanında. Bu müzeyi özellikle mimarlık ve restorasyon alanına ilgi duyanlar mutlaka gezsinler derim. Fransa’nın her yerinden toplanmış ortaçağ ve rönesans devrine ait yüzlerce mimari detay, maketler, restorasyon örnekleri sergileniyor. Giriş 9 Euro. 







Bunun dışında Jardin de Plantes bahçesinde yer alan, varsa ilginiz Doğa tarihi müzesini (giriş 10 Euro) öneririm. Özellikle nesli tükenmiş dinozorlar, deniz memelileri vb fosillerin yer aldığı bu müze doğa tarihine meraklı çocuklar için bire bir. Ayrıca bu bölgede yer alan Jeoloji müzesi ve Tropik bitkiler serası da ilgilinizi çekebilir. (Seraya giriş 7 Euro) Ama hiç bir şey yapmadınız bile bahçede gezerseniz saraya bağlı bir şifalı bitkiler bahçesinin zaman içinde nasıl bir doğa tarihi kampüsüne dönüştüğünü görebilirsiniz. Bahçeyi gezmek ücretsiz. Bu parklar ve bahçeler faslına yeniden döneceğim








Paris adasının hemen ucunda bir de Fransa’dan sürgüne yollanan soykırım kurbanı yahudiler için açılmış bir anı müzesi var. Beni en çok etkileyen müzelerden biri oldu. Çok başarılı bir mimarisi var adeta siz de o kurbanlarla birlikte o toplama kamplarına gidiyorsunuz. Giriş ücretsiz 




Bir müze olmasa da kiliselerin bazılarını ücretsiz gezebilirsiniz. (Bazı kiliselere giriş ücretli) Bunların en önemlisi bence Saint Sulpice kilisesi. 5. Bölgede yer alan bu kilisede Eugene Delacroix’in üç adet duvar resimini görmeniz mümkün. Delacroix Fransızların neredeyse ulusal kahramanı. Onu halka önderlik eden özgürlük resiminden hatırlayacaksınız. Delacroix bu kilisenin girişinde sağ tarafta yer alan boşluğa iki duvar ve bir tavan resmî yapmış. Literatüre de giren bu resimlerden en ünlüsü Melekle Güreşen Yakup resmî. 








Ayrıca Saint German’de yer alan Saint German de Pres kilisesi de görülmeye değer. Bu kilise Paris’in en eski kiliselerinden biri. Eğer sabrınız varsa ücretli olarak gezilen Saint Chapelle kilisesinde nefis vitraylar varmış. Kapıda çok kuyruk olduğundan ve biletini önceden alamadığımızdan gezemedik 


Daha öncede yazdığım gibi Paris bir müzeler şehri. Sanırım yeryüzünde Fransız’la kadar herhangi bir şeyi ikonlaştırmak konusunda mahir çok az millet vardır. En berbat demir yığınlarını bile şehrin sembolü haline getirebiliyorlar. Bu kültürel hegemonya tüm 19. Ve 20.yy modern sanatında kendini hissettiriyor. Bu hegemonyayı 2. Dünya savaşından sonra ABD’ye kaptırmışlar, o ayrı. Şehrin ana akslarının adını Amerikan başkanlarının isimleriyle değiştirecek kadar kendi içinde çelişen bir durum yaşanıyor bence. Neyse bunlar siyasi mevzular, geçelim. Şehirde o kadar çok müze var ki biz çok kısa bir ziyaret olmamasına rağmen gezmek istediklerimizin yarısını gezemedik. Fransızlar müze işine o kadar meraklı ki Stendhal, Andre Malraux gibi yazarlar hayali müzelerini dahi kurmuşlar, bunların kitaplarını yazmışlar. Malraux’nun Düşsel Müze kitabı Türkçeye çevrildi ve Everest Kitaptan çıktı. Seyahat öncesi onu da okumuştum 


Parklar Şehri Paris 


Paris’in en kıskanılacak yanı kamusal alanları. Parkları, bahçeleri, yürüyüş yolları ve bunların şehrin içindeki dağılımları. Geçmişte saray olan pek çok yapı Fransız devriminin etkisiyle kamulaştırılmış ve saraylar ve saray bahçeleri halkın kullanımına açılmış. Bu bahçeler yüzyıllardır var. Bazıları neredeyse 500 yıllık. En bilinenlerinden biri Lüksemburg bahçesi. Eski bir saray olan Lüksemburg sarayı bu günlerde senato binası. 17.yy:da Paris’e gelin gelen Maria de Medici için Floransa tarzında inşa edilmiş saray ve bahçesi gerçekten olağanüstü. Yüzlerce insan piknik yapıyor, havuzun etrafında güneşleniyor, yürüyüş ve spor yapıyor. Paris’e gidenlerin mutlak görmesi gereken bir yer. 





İkinci olarak Place de Vosges avlu bahçesini gezmenizi öneririm. Paris’e kimliğini veren at kestanesi ağaçları bu avluda merkezde yer alan 13.Louis heykelini kuşatıyor. Bu avluya bakan evler aslında saray memurlarının kaldığı birer lojmanmış. Zamanında bu evlerde Victoria Hugo, Theolipe Gautier gibi edipler de kalmış. Victoria Hugo evi müzeye çevrilmiş durumda ve ücretsiz ziyaret mümkün 






Üçüncü olarak Tulieres bahçelerini mutlaka gezin. Louvre sarayının avlusu olarak tasarlanan bu bahçe concorde meydanına kadar uzun bir yürüyüş parkuru, güneşlenme alanları, havuzlar, oturum iki kadeh şarap içebileceğiniz küçük kafeler vaadediyor. 




Dördüncü olarak Fransızların hastalık derecesinde simetrik ve fazla “düzenli” bahçelerinden sıkılırsanız mutlaka Parc Monceau’yu ziyaret edin. Bu ingiliz tarzı bahçe size romantik köşeler sunabilir. Sütunlarla çevrili göleti ve salkım söğüt ağaçlarıyla olağanüstü güzellikte bir park burası 






Yeme İçme 


Paris ucuz bir şehir değil. Ama yeme içmeyi değil gezmeyi önceliyorsunuz ve özel bir takıntınız yoksa her köşede bulunan Boulangerie’lerden (Fırın) son derece ucuza kahvaltı ve öğle yemeği için Bağdat sandviç ve kiş yiyebilirsiniz. Biz kahvaltıyı otelde değil, otelin etrafındaki fırınlarda kahve+kuruvasan şeklinde çözdük (bademli kuruvasan bir harika) Bayat bir şey bulma şansı yok. Herşey çok taze. Öğlen yemeklerinde de genelde fırınlarda kiş yahut Bağdat sandviç alıp parklarda geçiştirdik. Asil parayı akşam yemeklerinde harcadığımızı söyleyebilirim. Ama onu da yorgunluktan genelde otel etrafındaki İtalyan, Fransız ve Uzakdoğu lokantalarında hallettik. 




Ulaşım 


Paris dümdüz bir şehir. Bu yüzden yürüyüş yapmaya çok müsait. Biraz da flanörlük yapmayı sevdiğimizden ağırlıklı olarak yürümeyi tercih ettik. Ulaşım sistemi çok iyi. Toplu taşımada otobüsleri tercih ettik. Nedeni şehri daha iyi görebilmek. Metroda böyle bir şans yok. Artık Google Maps var. İstediğin yere her türlü alternatifle nasıl ulaşacağınızı söylüyor. Çok iyi bir ulaşım sistemi olduğu için hiç kaybolmadık diyebilirim. 


Bütçe 


Bütçe konusunda tavsiyem şudur. Önden alabildiğiniz kadar dövizinizi alıp harcamalarınızı nakit yapın. Kurların alıp başını gittiği bir zamanda sürekli kredi kartının TL olarak karşınıza çıkartacağı rakamlar sinirinizi bozabilir, tatilinizi zehir edebilir. 2 Euro olan bir otobüs biletinin 44 liraya denk gelmesi asap bozucu. Ama Pariste o sadece bozuk para. O yüzden kart yerine nakit para harcamak ruh sağlığı açısından iyi bir şey. Neticede Pariste olmanın tadını çıkartmak gerekiyor. 


Son söz


Paris güzel şehir. Gidip görmeden ölmemek lazım. Ama gitmeden iyi çalışmak, okumak hazırlanmak gerekiyor. Ben turları oldum olası sevmedim. Bir şehrin flanörü olmadan o şehir anlaşılmaz, hissedilmez diye düşünenlerdenim. Gidin, gezin görün derim. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder