9 Mart 2017 Perşembe

Tüm Medyascope Programlarımızın Ses Kayıtları-İndirip Dinleyebilirsiniz

Kültür & Tarih Sohbetleri (76): Hasan Aksakal ile Bir Efsane-Batının çöküşü

Kültür & Tarih Sohbetleri (75): Dr. Haşim Şahin ile Osmanlı’nın kuruluşunda dini zümreler


Kültür & Tarih Sohbetleri (74): Dr. Handan İnci ile Tanpınar Araştırma Merkezi’nin açılışı

Kültür & Tarih Sohbetleri (73): Hakan Kırkoğlu ile Sultan ve Müneccimi

Kültür & Tarih Sohbetleri (72): Dr. İsmail Gezgin ile Gılgamış Destanı

Kültür & Tarih Sohbetleri (69): Dr. Yeliz Özay Diniz ile Evliya Çelebi’nin acayip ve garip dünyası


Kültür & Tarih Sohbetleri (68): Murat Belge ile Genesis – Büyük ulusal anlatı


Kültür & Tarih Sohbetleri (66): Sinan Logie ile Şehrin çeperinde bir yürüyüş – İstanbul 2023


Kültür & Tarih Sohbetleri (65): Dr. Rıdvan Şentürk ile müzik ve kimlik

Kültür & Tarih Sohbetleri (64): Şeyda Çetin ve Duygu Tarkan ile Çatalhöyük – Bir kazı hikayesi

Kültür & Tarih Sohbetleri (63): Dr. Seval Şahin ile Osmanlı edebiyatında polisiye roman

Kültür & Tarih Sohbetleri (62): Dr. Mehmet Sait Şener ile 17. yüzyıl İspanyol edebiyatında Türk imgesi

Kültür & Tarih Sohbetleri (61): Dr. Yücel Bulut ile oryantalizmin kısa tarihi

Kültür & Tarih Sohbetleri (60): Dr. Bilgin Saydam ile Deli Dumrul’un Bilinci


Kültür & Tarih Sohbetleri (59): Sinan Yılmaz ile “Altın Şehir” Üsküdar



Kültür & Tarih Sohbetleri (58): Dr. Fatih Durgun ile Magna Carta

Kültür ve Tarih Sohbetleri (57): Cemal Kafadar ile 17. yüzyıl Çelebiler Çağı


Kültür & Tarih Sohbetleri (56): Dr. Eyüp Çoraklı ile Historia/Araştırma fikrinin doğuşu


Kültür & Tarih Sohbetleri (55): Dr. Emrah Safa Gürkan ile Sultanın casusları


Kültür & Tarih Sohbetleri (54): Dr. Çiğdem Kafescioğlu ile 1453’ü ve İstanbul’un tarihini yeniden düşünmek


Kültür & Tarih Sohbetleri (53): Dr. Ali Şükrü Çoruk ile Osmanlı İstanbulu’nda eğlence kültürü

Kültür ve Tarih Sohbetleri (52): Dr. Harun Küçük ile İbrahim Müteferrika’nın Dünyası



Kültür & Tarih Sohbetleri (50): Dr. Kadir Yıldırım ile Osmanlı’da işçiler üzerine sohbet

Kültür & Tarih Sohbetleri (49): Mehmet Said Aydın ile şiir ve etimoloji üzerine sohbet


Kültür & Tarih Sohbetleri (48): Dr. Hasan Aksakal ile Türkiye’de politik romantizm


Ah Güzel İstanbul (4): Cengiz Özdemir ile Suriçi


Kültür & Tarih Sohbetleri (46): Mehmet Berk Yaltırık ile Osmanlı’dan günümüze kabadayılık


Kültür & Tarih Sohbetleri (45): Sinan Çuluk ile belgelerle Türk demokrasisinin ilk parlamento tecrübesi

Kültür & Tarih Sohbetleri (44): Vedat Ozan ile kokunun kültür tarihi üzerine söyleşi


Kültür & Tarih Sohbetleri (43): Dr. Nagihan Haliloğlu ile Shakespeare’in eserlerinde Türk tahayyülü 


Kültür & Tarih Sohbetleri (42): Ekrem Işın ile dört ayaklı belediye: İstanbul’un sokak köpekleri

Kültür & Tarih Sohbetleri (41): Dr. Ahmet Turan Köksal ile Türkiye’de cami mimarisi


Kültür & Tarih Sohbetleri (40): Saadet Özen ile gündelik hayatın tarihi



Mehmet Kentel ile Bir Osmanlı Bürokratı Yusuf Franko’nun insanları üzerine söyleşi


Dr. Olcay Aydemir ve Murat Sav ile bir restorasyon hikayesi: Nuruosmaniye Camii

Kültür & Tarih Sohbetleri: Dr. Mehmet Fatih Uslu ile Osmanlı’da Ermeni edebiyatı


Kültür & Tarih Sohbetleri: Dr. Erkan Konyar ile Van kazıları ve Urartular


Kültür & Tarih Sohbetleri: Dr. Mustafa Koç ile ilk yapma dil, Bâleybelen

Kültür & Tarih Sohbetleri: Dr. Murat Çelik ile bir tefsir olarak Avrupa’da müzik

https://soundcloud.com/medyascopetv/kultur-tarih-sohbetleri-dr-murat-celik-ile-bir-tefsir-olarak-avrupada-muzik

13.yy’da bir makina mühendisi: Cezeri – Konuk: Mehmet Ali Çalışkan

Dr. Handan İnci ile 70. yılında Beş Şehir ve Ahmet Hamdi Tanpınar


Ölümünün 100. yılında Jack London. Konuk: Levent Cinemre


Mimar Seda Özen ile Türkiye’de restorasyon uygulamaları üzerine



Dr. Gürkan Ergin ile Büyük Konstantin ve Yeni Roma


Ruhi Güler ile İstanbul balık kültürü

https://soundcloud.com/medyascopetv/ruhi-guler-ile-istanbul-balik-kulturu

Dr. Fatih Artvinli ile delilik, siyaset ve toplum – Toptaşı Bimarhanesi


Bir isyanın 600. yılı. Simavnalı Bedrettin: Nurdan Arca ile söyleşi


Dr. Cihan Yüksel Muslu ile Osmanlı-Memluk ilişkileri üzerine söyleşi


Dr. Necmi Karul ile Aktopraklık Arkeoloji Okulu üzerine


Arzu Akgün ile rüyaların toplumsal tarihi


Dr. Yusuf A. Aydın ile 18. Yüzyıl’da bir müteşebbis hikayesi





31 Ocak 2017 Salı

Bir Ayı Direnişi

Bu hikaye Ayı Dergi'nin Ocak 2017 sayısında yayınlandı

O gün Temmuz sıcağında Sulukule’den ta Galata’ya kadar tabana kuvvet yürüyünce bizim Kocaoğlan’ın dili hafifçe yandan sarkmaya başladı. Bir de üstüne bayılır gibi homurtular çıkarınca Galata meydanından gelip geçen kefere takımı bilmediğim bazı dillerde nidalar çıkartarak etrafımızı sardılar. Benim zavallı dili dışarıda bayılayazacakken bu frenk tayfası gülmekten katılıyordu. Ben etrafımızı alan kalabalığı görünce parsayı kaçırmamak için başladım defle maniler söyleyip sopayla bizimkini dürtmeye. Benim zavallıcık baba bellediği benim sözümden çıkacak değil a, başladı kocakarılar gibi bayılma numaralarına. Oysa garibim gerçekten düşüp bayılmak üzereydi. Ama ayının ve adamın yoksulu işin ucunda boğaz tokluğu varsa düşüp bayılamaz efendi..! Önce rızk gelir. Bizimki de uysal bir çocuk gibi, önce kocakarı bayılması, sonra dilber süzülmesi numaralarını yapıp defi parsayla doldurduktan sonra, bir koşu kulenin alt sokağındaki çeşmenin yalağına gidip kana kana su içtik.

Yanımızdan bir İngiliz devriyesi geçti. Hemen çeşmenin yanındaki boşluğa pıstık. Bizi görmeseler iyi olurdu. Kocaoğlan bu zaptiyeleri gördüğünde huzursuzlanıp homurdanmayı huy edinmişti. Bu kafirler işkence ettikleri bir Kemalciyi sürükleye sürükleye kendi diktikleri kuleli Bahriye hastanesine götürüyorlardı. Arka sokakta bulunan karakollarından sabahlara kadar çığlık, inilti sesleri kesilmezmiş. Anadolu’ya silah cephane gönderenlere çok eziyet ettiklerini duydum.

Konstantiniyye’nin tekmil hafiyesi, kumarcısı, üç kağıtçısı, sahtekarı, katili, orospusu, kulamparası, hırsızı, uğursuzu bu sokaklarda dolanırdı. Bu sokakların belki de en temiz mahluku benim Kocaoğlandı.

Kocaoğlan benim oğlum gibidir. Ellerime doğmuştur. Ayıcılık mesleği bizde ata mesleğidir. Kıpti derler bize bazıları, bazıları da çingene der. Sulukule’de otururuz yüzyıllardır. Bu Kocaoğlanın babasını da benim babam oynatırdı. Her sabah yola çıkar, eğer Cuma ise Eyüb’e yahut Süleymaniye’ye , Cumartesiyse Balat’a, Pazarsa Pera’ya giderdik. Ancak işgalden beri ekseriyetle Pera’ya geliyoruz. Pera en uzak yer ama ne yapalım, ekmek parası. Fener’de, Çarşamba’da, Balat’ta insan kalmadı. Olan da hep dul yetim. İşgal Pera’ya yaradı. Nerede zengin var- dini hiç farketmez- hepsi buraya akın etti. Fatih’te Yavuz Selim’de bir haftada toplayacağımız nafakayı burada bir günde topluyorum. Tabii zaptiye rahat verirse..!

Bu küffarlar bir yandan ayıcı görünce keyifle izlerler ama bir yandan da kıllarına zarar gelsin istemezler. Bir keresinde zil zurna sarhoş iki Frenk askeri sanat icra eden benim Kocaoğlanı dürtükleyince, benim munis oğlanın bile tepesinin tası attı, iki ayağının üzerinde başladı bu iki kıçı kırığı kovalamaya. Bunlar topukları gerilerini tepe tepe doğru Fransız mahkemesi sokağına seğirtince ben başıma gelecekleri sezip Kocaoğlanı sakinleştirdikten sonra yekten Sulukule’ye yollandım. Bu vicdansızlar hemen şikayet edip 6.Daireden bir nizamname çıkarttılar. Neymiş efendim medeni memleketlerde ayı oynatılmazmış. Tam 3 ay çıkamadık Pera’ya, sonra yavaş yavaş çıkmaya başladık. Zaptiyeyi görünce gizlenmemizin sebebi budur.

Çok değil 10 sene evvelde böyle bir karar çıkarttırıp Kostantiniyyede ne kadar sokak köpeği varsa derdest edip hayırsız adalara sürdüler de, aylarca o günahsızların ulumalarını dinledik. Halk bu duruma isyan ettikçe emrin “yukarıdan” geldiği söylendi. Biliriz biz o yukarıyı..! O yukarının da üzerinde Allah var. Bu vicdansızlar yüzünden birbirini yiyen o günahsızların vebalini çekiyoruz şimdi. Anadolu yangın yeri, Dersaadet kan ağlıyor.

Bizim Kocaoğlan birazcık serinleyip cana gelince kulenin yan tarafından 6. Daire binasının önüne doğru yürüdük. Altıncı dairenin Müslüman zaptiyesi küffarın zoruyla çıkarılan nizamnamelere pek kulak asmaz, çoğu zaman bizi görmezden gelirdi. Bu sefer de öyle oldu. Belediye binasının önünden geçip Kroeger Otelinin önüne geldiğimizde bir cayırtı koptu. Burası İngilizlerin karakol binası olarak kullandıkları bir yerdi. Biz daha otelin önüne gelmeden müsademe başladı, bir anda iki ateş arasında kaldık. Bizim kocaoğlan önceden bellediği İngiliz zaptiyelerini görünce birden homurdanarak iki ayağının üzerine doğruldu. Ben kocaoğlana ne kadar yalvarsam nafile, karakolun önünde kızılca kıyamet kopuyor, bizim kocaoğlanın gözü döndükçe dönüyordu. Bir anda elimden kurtulup zaptiyelere doğru koşmaya başladı. Ben de arkasından bağırıp çağırıyor, zaptiyelere ateş etmemeleri için yalvarıyordum. Bizim kocaoğlanın üzerlerine doğru koşarak geldiğini gören zaptiyelerin dikkati dağıldı, ne yapacaklarını şaşırdılar. Caddenin karşısındaki Kemalciler bunu fırsat bilip birkaçını indirdi. Sonra kocaoğlan üzerlerine atıldı. Ben bir yandan Kemalcilere, bir yandan İngilizlere Allah için ateş etmemeleri için yalvardım, ama nafile. Sokak mermi, bomba, çığlık, homurtu sesleriyle inliyordu. Benim kocaoğlan birkaç zaptiyeyi indirdikten sonra otelin içinden caddeye sökün eden askerlerin yağmur gibi yağan mermilerinin hedefi oldu ve oracığa yıkıldı. Benim çığlığım rövelver, parabellum, tarrakaları arasında kayboldu gitti. Ben can havliyle kendimi ölü bir atın gerisine attım.

Biraz sonra tarraka kesilince gözyaşları içinde ekmek tekneme, can yoldaşıma son bir kez baktım. Sanki Temmuz sıcağında susamış gibi dili dışarı çıkmış yana doğru sarkmıştı.