10 Eylül 2011 Cumartesi

Büyük Bir Sporcu: İskenderiyeli Porphyrius

Bizans dönemi Konstantiniyye'sinin en önemli yapılarından birisi kuşkusuz Hipodromdur. Hipodrom denilince aklımıza gelen sadece uzunlamasına bir meydan ve meydanın ortasında yer alan üç sütundur. Bu üç sütun bir zamanlar yeryüzünün en büyük spor alanından arta kalan zavallı hatıralardır. Bir zamanlar 60 civarında olan bu anıtlardan sadece 3 tanesi ayakta kalabilmiştir. Hipodrom'dan geriye sadece Cankurtaran yönüne doğru indiğimiz zaman hala şaşırtıcı etkisiyle Splendon (Destek- İstinad) duvarları karşımıza çıkar. Oysa Hipodromun temelleri  MS 196 yılında şehri işgal eden Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından Roma'daki Colloseium'un muadili olarak atılmıştı. Severus'un başlattığı işi kente adını verecek olan Büyük Konstantin bitirmiş ve Konstantiniyye Nea-Roma adıyla Roma'nın başkenti ilan edildiğinde, Konstantin Hipodromu daha da büyütmüş ve toplam 100 bin kişilik devasa bir arena inşa ettirmiştir. (O dönem şehrin nüfusu aşağı yukarı bu kadardır) 
(1204 Venedik-Latin İstilası Sırasında Hipodromdan Çalınarak Venedik San Marco Kilisesine Yerleştirilen Quadriga- Dört At- Heykeli)

Hipodrom dünyanın en görkemli arenası olmasının yanı sıra en görkemli spor karşılaşmalarına da sahiplik ediyordu. Bu karşılaşmaların en önemlileri araba yarışlarıydı. Dört atın çektiği savaş arabalarıyla (Quadriga) yarışan "pilot"ların her biri bir takıma bağlı idi. Yeşiller (Toprak), Kırmızılar (Ateş) Maviler (Su) ve Beyazlardan (Hava) oluşan bu takımlardan zaman içinde sadece iki tanesi; Maviler ve Yeşiller ayakta kalmıştır. Bugün Hipodromun hemen arkasında yer alan Mozaik müzesindeki bir yer mozaiğinde rakip iki takımın sporcularının bir kaplana karşı verdikleri mücadelenin betimlemesiyle karşılaşabilirsiniz. Bu betimleme belki de yeryüzünün en eski sportmenlik resmidir. 


İşte bu araba yarışlarının efsanevi bir ismi vardı: Porphyrius. Aslen İskenderiyeli olan ve gerçek adı Kalliopas olan Porphyrius'a (Porfiryus) bu lakabın verilmesi teninin kızıla çalan kuzguni renginden dolayıdır. O dönem sadece Mısır'da çıkarılan ve Bizans İmparatorlarınca saraylarda ve lahitlerde sıkça kullanılan Porfir mermeri aynı zamanda soyluluk sembolü idi. Bu nedenle Bizans İmparatorları Profirogennatos (mor doğan) ünvanını kullanırlardı. Bu ünvanı kullanma hakkı Bizans tarihi boyunca belki de sadece Afrikalı köle Kalliopas'a verilmiştir. Çünkü bırakın ünvanı kullanmayı halkın Erguvan rengi giysi giymesi bile yasaktı. Bu konu ile ilgili Erguvan: İstanbul'da Bir Mevsimin Adı yazımı okuyabilirsiniz. 

Porphyrius o denli başarılı bir sürücüydü ki Hipodrom'un ana aksı (Spina) üzerine 5 tane heykeli henüz yaşarken dikildi. Bu beş heykelin tamamı bugün kayıptır. Ancak bu heykellerden iki tanesinin kaidesi halen İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. 
 (Arkeoloji Müzesinde sergilenen iki kaideden biri)

(Quadriga'sının üzeride Porphyrius elinde zafer tacı ile)

Porphyrius'un İmparator Anastasios (491-518) döneminde babası Kalhas ile beraber Konstanniniyye'ye geldiği biliyor. Babası büyük bir at terbiyecisiydi ve oğlunu da büyük bir binici olarak yetiştirdi. Zaman zaman maviler, zaman zaman da yeşiller adına yarışıyordu. Onun bu transferleri tamamen dönemin politik dengelerine göre imparatorun yönlendirmesiyle oluyordu. Çünkü o dönem siyasal fikirler bu takımlar üzerinden ifade ediliyordu. Yeşiller daha çok orta halli ve yoksul sınıfların, maviler ise soyluların desteklediği takımlardı. Dolayısıyla buradaki spor takımları aynı zamanda birer siyasi parti gibiydi. Bu nedenle bu yarışlar aynı zamanda politik rahatsızlıkların ifade biçimi olabiliyordu. Nitekim 532 yılında patlak veren büyük Nika ayaklanması Hipodromdaki bir müsabaka sırasında fitil almış ve başladığı yerde; 3 gün sonra yine hipodromda Jüstinyanus'un askerleri tarafından 30 bin kişi kılıçtan geçirilerek sona erdirilmiştir. 

Büyük Profiryus'un ise hayatı boyunca bir tek yarış bile kaybetmeden yaşarken bir efsane olmuştur. Ancak ne zaman ve nasıl öldüğüne dair hiçbir kayıt günümüze ulaşmamıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder